13 Ocak 2012 Cuma

Bitirilmişliklerden.




Bazen bir dostluğu bitirmek, o çok sevdiğin şehri, aşık olduğun sevgiliyi,
 terk etmek kadar zor gelir insana...

**

Uykum geldiği zaman yatağa girince neden uçup yerini uçsuz bucaksız sorulara devreder ki? 
Uyuyacaktık oysa sabaha kadar, delicesine.

3 Ocak 2012 Salı

Kader, ağlarına gemici düğümü atmaya geldim.



Veeee bu muhteşem yılın ilk yazısını yazma şerefine de nail olmuş olduk efendim.. Güzel görkemli bir yıldan sonra yeni yıla pek alışamasak ta zamanla kaynaşacağımız dan eminim.. Şaka bir yana da hala 2011 de olduğumuzu düşünüyorum, bırak düşünmeyi onu hala unutmadım.. Her an karşıma çıkıyor velet. Seni özlemeyeceğim 2011 arkana bakmadan çekip gittiğin içinde ayrıca teşekkür ederim.

Bu parçayı dinlemişsinizdir mutlaka, durun yahu parçadan söz etmeyeceğim. Marc Anthony  ele almak istiyorum. Bu Marc o Marc mı anlamış değilim.  Lopez ile evli iken bildiğiniz Michael Jackson un ikinci vakkasıydı . Ayrıldıktan sonra bu klipte nasıl bir çekicilik nasıl bir özgüven, nasıl bir karizma olmuş anlayamadım. Yani sırf  Marc izlemek için gözümü ekrandan alamayıp abartısız otuz kez izledim sanırım. Yıkılmadım ayaktayım demeye mi çalışıyor acaba? Lopez e inceden mesaj mı veriyor, bak oda olabilir :P


Bu arada bu yılın ilk günlerin de en yakın arkadaşım ile tartıştık. Aramıza soğukluk girdi, atlatırız diye düşünüyorum. Ama arada ciddi bir güven problemi söz konusu. Güven bütün ilişkilerin bel kemiği gibidir. Biraz zarar gördü mü daha doğrulamıyor, doğrulmaya çalışınca etkisini sezdirmeyi unutmuyor.. Tartışmaya sebebiyet kendisi idi, ben ise fazla büyüttüm sanırım. Ama dayanamıyorum! En ufak bir güven kuşkusu olursa nasıl dostum diyebilirim ki?

Bazen düşünüyorum da biz kendimizi fazla önemli fazlası ile özel hisddediyoruz. Yani hepimiz bize bahşedilen hayatı bizim için biçilmiş hikayeleri yaşıyoruz sonuçta. Buna biz karar veremiyor olaylar ise tamamen bizim dışımızda gelişiyor. Ne kadar engel olmaya çalışsak dirensek te başarılı olamıyoruz.

O halde bize biçilmiş olan kesitleri yaşıyorsak iyi kötü olmanın, kurt veya kuzu olmanın, merhametli ya da acımasız,  sığ ya da derin, mürekkep veya kömür olmanın sıcak ya da soğuk, başarılı başarısız olmanın içten ve ya yapmacık, zengin veya fakir olmanın pek bir önemi olmaması lazım. Sonuçta kurt veya kuzu olmak bir marifet değil ne yazık ki. İyi mi kötü mü olacağımız önceden belliydi. Bu hayata geldiğimizde nasıl kodlandıysak öyle işleniyor uz. 

Oysa herşey basit olsaydı, daha fazla güzelleşebilirdik belkide. 
İçimizde ki pencere bazen açık kalır, cereyan yapar. Sessiz bir fırtına belirginleşir. O fırtınada bir yaprak gibi savrulurken, derinliğimiz de tutunacak bir dal ararız . O soğuk boşlukta. Dal bulamayınca o boşluğa sarılırız bizde, ısınabilmek için, basit bir sebep için. Onu da bize biçilmiş olan çerçevede kabul ederiz...

Demem o ki insanız ya, aslında hepimiz zeytin ezmesiyiz ! 
Canım çekti bak...