30 Kasım 2011 Çarşamba

Geçmişten Bir Gölge


Biri vardı, sadece biri denilecek kadar sıradan biri değildi.. Daha fazlasıydı, adını konduramadığım kondurduğum an yetersiz kalan-dı.. Derin gözleri vardı, baktığın zaman içinde fırtınalar kopartan, ama bir yandan da tarifsiz bir huzur veren, derinliklerine alıp saklayan... Sanırsın ki gökyüzünü gözlerinin içine saklamış, sonsuzluğu vadeden güneş gibi. Evet benim için güneş o göz kapaklarının altında doğardı, o "ela" gözlerinde sevgili...

Kaç kez "O" gözlerde kaybolmayı hayal etmek...

Kaybolmak... Tıpkı gökyüzünde ki yıldızların gecenin o delice karanlığında ordayım diye göz kırpıp sabaha karşı siluetinden eser kalmamış gibi. Onun gibi arada kaybolmayı başarabilmeli insan, isteyebilmeli. Bir gram mecalin kalmadığı anlar da kurtarıcın olmalı bu kelime, icraata geçmeli.. Kim bilir belki Alice olursun bu serüvende. Ansızın Harikalar diyarında buluveirisin kendini... Ya da Hansel ve Gratel olmalı zaman zaman.. Bu yolda el ele badireleri, prangaları beraber atlatabilmeli..

Ve kaç kez hayal kırıklığına uğramak..

Ama bu masal da o hansel  bende gratel değildik. Ne o cesur olabildi, ne ben onu cesaretlendirmeye teşvik edebildim.. Ürkekti, masum bir çocuk gibiydi, kimseye hayır diyemecek kadar iyi kalpli, ama bizi yok edecek kadar aptaldı... Biz bu masalı mutlu sonla sonlandıramayan iki figurandık. Pek bişi yaşayamayan, ama  her daim göz göze gelindiği an dünyanın dönmekten vazgeçtiğini sanacak kadar saf.

Hem sevgili bak, ne demiş şair ;
Gidiyorum,geride yaşanmamış zamanları bırakarak; sende ürkekliğinle başbaşasın. Düşün,taşın. Hep tamamlanacak değil ya herşey bırak “bu aşk da yarım kalsın”..


2007 Anısından


22 Kasım 2011 Salı

Doctor Who nun Biricik Doctoru David Tennant









Eminim ki çoğunuz iskoçyalı aktör David Tennant a büyük bir hayranlık duyuyorsunuzdur.. Ben Davidciğimi çok değil yeni yeni keşfetmiş bulunuyorum malesef.. Geçen senelerde nazaran tv karşısında kanaldan kanala hoplayıp zıplarken rastalayıverdim bu şirinliğe.. Bu arada bir pazar gecesindeyiz, ve geceler o kadar mı uzun o kadar mı renksiz geçer yah.. Zaten oldum olası uzun gecelerden ve pazar günlerinden hoşlanmam.. Nedeni yoktur, ama geceler uzun olmama kaydı ile, ayh dur dur konu dağıldı.. İşte tam böyle bir gecede David benim kurtarıcım oldu, canım benim sanki benim için kamera karşısına gelmiş benim için oynuyor gibiydi. ( içimdeki ses; sen öyle san, tokat gibi ) Odaya poster asma, pazar günlerini sabırsızlıkla bekleme, beklemdiği taktirde netten izleme dürtüleri uyandırmıştı bende, bildiğiniz tipik bir ergen moduna sürüklenmiştim yani..

Doctor Who ilgi çekici fantastik bilim kurgu içerikli bir dizi.. Sıradışı tardisi, zaman lordu olması, kıvrak zekaya sahip, parmak şıklatmak kadar kolay şekilde zaman da yolculuk yapabilme ve  kendisine eşlik edecek birilerinin olması hikayenin en can alıcı noktasıdır. Şimdi ise bu büyülü yolculuğa artık David olmadan devam edeceğiz...  Zira son bölüm de "gitmek  istemiyorum" diye hüzünlü şekilde kendini ifade eden David, o halde görünce gözlerim dolmuştu.. Gitmek  istemeyen bir adamın çırpınışları ve arka fonda  gelen müzik.. İçimi delik deşik edip vucudum kevgire dönüp kan kaybından sıcaklığımı kaybettiğimi sandım o son dakikalar içinde.. -Kendine gel lan dizi bu alt tarafı- dediysemde vallahi tutamadım kendimi, üzüldüm.. Çünkü yerini  Matt Smith  devretti.. Ayrılmasının nedeni yazar kadrosundan Russel T.Davies ayrılınca kendisinin de ayrılması. Pok vardı dimi ayrıldın,  yazar için bizden vazgeçtin, fanlarının hiç mi önemi yoktu david, narsist david.. Şimdi ben bu şarkıları kime söyleyim, sen olmayınca Doktor Who nun tadı olmuyor, anladın mı David? Gidişin çok koydu taamm mı David? Bu serzenişlerim sanadır David!!

Meğersem David benim içime işlemiş, o benim lordummuş, benim için varolmuş, biz o tardisle fantastik bir geleceğe adım atacakmışız,  gitmemesi lazımmış, skdksdsdlasddd

O değilde Matt Smit  yerin de olmak istemezdim..Dizi ekibi fanların tacizindan dolayı Tennant tekrar dizi kadrosuna dahil edebilirlermiş.. Bu sadece söylenti fakat umarım gerçek olur.. Bu arada Matt papucun dama atılabilir canım, ee gelen gideni aratıyor bu kural hiç değişmiyor bebişim.. Ben şimdi böyle dedim diye bu kural ihlal edilirse varya bağışlamam lan kendimi.. Hoş evrende sırf kendimi bağışlamıyım diye bu kuralı ihlal eder, evet evren gıcık bana..

18 Kasım 2011 Cuma

Çelişki...

  Dedi ki;
Karsılastıgımız ruhsuz erkek ya da kadınlara odun derken aslında odunlara haksızlık etmiş olmuyor muyuz? Zira odun ateş karşısında kırılgandır ve yanar, erir... od'a aittir, od'undur fakat ruhsuz erkek ya da kadın aşk ateşinde yanmasını bilmeyendir, onu görmezden gelendir.....
 Dedim ki;
Odunu yakmak için ateş olmak gerek yani.. O zaman şeytan kadının içindedir diyen şahıslar, ki şeytan kadındır diyen zihniyetler var.. Ateş aşksa, şeytan ateşten yaratıldıysa, bundan mıdır aşkın bitmesi zamanla acımasızca. 
 

14 Kasım 2011 Pazartesi

Biri beni siyahın esaretinden kurtarabilir mi ??


Evet başlıktan da anlaşıldığı gibi ben bir siyah hastasıyım... Aklınıza hemen emo veye gothic imajı izlenimi gelmesin lütfen.. Zira hiç hoşlanmam kendilerinden, tipim değildir kendiliri pek ala.. ( gothic emo tarzında olanlara saygım vardır elbette, küçümseme hissiyatına kapılmayalım. )

Siyaha karşı aşırı derecede bir sempatiğim vardır.. Dolabımı açıp baktığınız taktirde "kızım yıllardır matem mi tutuyorsun" diye beni sorgulamaya geçebilirsiniz.. Dolabım baştan aşşağı  siyah olmak üzere yanında grilerde eşlik ediyor.. Renkli bir şey göremezsiniz, zira o an içiniz kararır.. ( ayyy açmayın açmayınn şuan dolabım darmadağın, evet az pasaklıyım anacım topla topla tekrar darmadağın.. Dağılmayan dolap icat edilir mi acaba yahu, mucitlerimiz şuan bunla ilgileniyor olabilirler mi ?)

Bunu bu yıl anladım, çünkü ni giycem diye debelenirken, siyah off yine siyah, ayh dünde siyahtı, bu olmaz, ayy renkli bişiler yokmu yaa diye kendimle cebeleşip kim bana bu kadar siyahı aldırttı, kimin mantığı ile hareket ettim diye yüzüme bir tokat yapışı verdi. Bunlar benim tercihim benim kararlarım.. Derken tamam artık renkli bişiler alma vakti geldi, hani gökkuşağı gibi giyinsem ohh ne tatlı bir his diyeceğim, ama ben o hissi unuttum.

İşte dün kuzenim ile alışveriş yaptım, renk cümbüşü olmak istiyorum edası ile çıktım alışverişe.. Aklımda ki renkler, saks mavisi, zümrüt yeşili, ve capcanlı bir kırmızı. Mercan renkleri şeker pembesi falan.. Kasa ya doğru yol alırken elimde yine iki tane siyah badi.. ( iyiler siyah giyer yavrucuğum :P )
Huylu huyundan vazgeçmez derler ya, o benim işte.. Bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum, aksi taktirde korkabilirim :P Siyah güzel asil bir renk ama , bir o kadar da rahatsız edici olabiliyor.. Renkli yollarda dillerim kaybolurum, kayboluruz :)

Çok çok öptümm..