20 Aralık 2011 Salı

2012 Duy Sesimi!

Sevgili 2012 sana sesleniyorum bebişim, duyor musun? Umarım tıkaçlar engel olmuyordur! Bak şimdiden hesabımızı yapalım oturalım konuşalım uzlaşalım bir güzel seninle, ballı lokmam.. Sen bana bir adım at ben sana koşarım anacım. Ama olurda bana yamuk yaparsan o zaman gerisini sen düşün. Evet bu tehtit içerikli bir msj. O yüzden ayağını denk almanı söylüyorum. Seni tarihin sayfalarına gömmemi istemiyorsan, ve eskimiş raflar da toz yığının da kaybolmak, unutulmak karamsarlık ile anılmak istemiyorsan, dediklerimi harfi harfine uygulamalısın.


1. Evren ile aramıza girmeyeceksin. Hiç bir şekilde ne olursa olsun saç baş birbirimize de girsek, karışmayacaksın. Senin bir etkenin olmamlı, 2011 baya karıştı olaylara sicili baya kabarık gamsızın. Temiz bir sicile sahip olmayı hangi yıl  istemez ki(?) Bak 2011 sana imrendi şimdiden. Çarşaf çarşaf gazeteler de boy göstermek istemezsin dimi? Cillop gibi rakamların kirlenmesin.  Afferin bende öyle düşünmüştüm.

2. Çok güzel bir rakam olabilirsin. Hatta beni etkileyip benim yılım olacağına dair bana göz kırpabilirsin. Beni tavlayabilirsin,beni baştan çıkarmak için herşeyi deneyeceğine eminim. Biliyorum bunu bütün dünya nufusuna yapıyorsun, yalnız değilim sende sadık değilsin, anlıyorum. Sana kanıp, kapılıp, seninle akabilirim zamana.. Ama şayet sana kapılırsam Tim Burtonun filmleri giibi leziz bir yıl istiyorum senden. Hayır madem bir ilişkiyi yaşayacağız seninle beni memnun etmenin yegane temeli bu olmalı! Her halükarda seninle olacağım zaten, ama her müesese de memnuniyet şart, unutma.

3.Hayallerime özellikle amaçlarıma saygılı olmalısın ( evren yine belirginleşir ). Hayallerime destek olmalı hatta en ufak bir engelde evrene yanlış sinyal vermelisin.,bunu yapabilirsin, evet.. Benim için bunu yapmalısın, ilişkimizi düşün.. Benimle 365 gün boyunca rüya gibi destansı bir maceraya adım atacaksan sorun olmamalı, kaprislerimi çekmek hoşuna gitmeyecektir, emin ol.. Kasılmaya gerek yok, rahatla.. Anaç duygulara sahip olduğunu düşünüyorum şimdiden, hatta içinde bir geyşa barındırdığını seziyorum. Evet beni etkilemiş oldun şimdiden pis playboyy.

Narsist olduğumu düşünme sakın, sadece kendim için kendime bişiler istemiyorum. Topluma faydalı bir vatandaş olabilmem için senden bunları istiyorum, anlıyor musun, anlatabiliyor muyum ? Bu arada seni de düşünüyorum merak etme, güzel görünmek istiyorsan herşeyden önce ben iyi olmalıyım.. Unutma iyi olmak istiyorsan evrene kulak asma, bizim ilişkimizi kıskanabilir engel teşkil edebilir bizim için. Bana fazlası ile gıcık olduğundan senden de haz almayacaktır. Bak hayat gittikçe zorlaşıyor, bunlarla baş ederim diyorsan buyur gel gir hayatıma, otur tahtıma. Yerin her daim hazır yafru ceylanım. Sen geldin de ben mi seni kabul etmedim?  Ama edepli gelmeyi unutma, yanında azcık heycan ve huzur barındır... Sürprizleri pek sevmem, ama tatlı sürprizlere ise hayır demem. Şansım, yani sen yaver gidersen seni başıma taç ederim, yok olmazsan yere pas pas ederim. Bunu düşün. Geleceksen de öyle gel, nokta.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Geçmişten Bir Gölge


Biri vardı, sadece biri denilecek kadar sıradan biri değildi.. Daha fazlasıydı, adını konduramadığım kondurduğum an yetersiz kalan-dı.. Derin gözleri vardı, baktığın zaman içinde fırtınalar kopartan, ama bir yandan da tarifsiz bir huzur veren, derinliklerine alıp saklayan... Sanırsın ki gökyüzünü gözlerinin içine saklamış, sonsuzluğu vadeden güneş gibi. Evet benim için güneş o göz kapaklarının altında doğardı, o "ela" gözlerinde sevgili...

Kaç kez "O" gözlerde kaybolmayı hayal etmek...

Kaybolmak... Tıpkı gökyüzünde ki yıldızların gecenin o delice karanlığında ordayım diye göz kırpıp sabaha karşı siluetinden eser kalmamış gibi. Onun gibi arada kaybolmayı başarabilmeli insan, isteyebilmeli. Bir gram mecalin kalmadığı anlar da kurtarıcın olmalı bu kelime, icraata geçmeli.. Kim bilir belki Alice olursun bu serüvende. Ansızın Harikalar diyarında buluveirisin kendini... Ya da Hansel ve Gratel olmalı zaman zaman.. Bu yolda el ele badireleri, prangaları beraber atlatabilmeli..

Ve kaç kez hayal kırıklığına uğramak..

Ama bu masal da o hansel  bende gratel değildik. Ne o cesur olabildi, ne ben onu cesaretlendirmeye teşvik edebildim.. Ürkekti, masum bir çocuk gibiydi, kimseye hayır diyemecek kadar iyi kalpli, ama bizi yok edecek kadar aptaldı... Biz bu masalı mutlu sonla sonlandıramayan iki figurandık. Pek bişi yaşayamayan, ama  her daim göz göze gelindiği an dünyanın dönmekten vazgeçtiğini sanacak kadar saf.

Hem sevgili bak, ne demiş şair ;
Gidiyorum,geride yaşanmamış zamanları bırakarak; sende ürkekliğinle başbaşasın. Düşün,taşın. Hep tamamlanacak değil ya herşey bırak “bu aşk da yarım kalsın”..


2007 Anısından


22 Kasım 2011 Salı

Doctor Who nun Biricik Doctoru David Tennant









Eminim ki çoğunuz iskoçyalı aktör David Tennant a büyük bir hayranlık duyuyorsunuzdur.. Ben Davidciğimi çok değil yeni yeni keşfetmiş bulunuyorum malesef.. Geçen senelerde nazaran tv karşısında kanaldan kanala hoplayıp zıplarken rastalayıverdim bu şirinliğe.. Bu arada bir pazar gecesindeyiz, ve geceler o kadar mı uzun o kadar mı renksiz geçer yah.. Zaten oldum olası uzun gecelerden ve pazar günlerinden hoşlanmam.. Nedeni yoktur, ama geceler uzun olmama kaydı ile, ayh dur dur konu dağıldı.. İşte tam böyle bir gecede David benim kurtarıcım oldu, canım benim sanki benim için kamera karşısına gelmiş benim için oynuyor gibiydi. ( içimdeki ses; sen öyle san, tokat gibi ) Odaya poster asma, pazar günlerini sabırsızlıkla bekleme, beklemdiği taktirde netten izleme dürtüleri uyandırmıştı bende, bildiğiniz tipik bir ergen moduna sürüklenmiştim yani..

Doctor Who ilgi çekici fantastik bilim kurgu içerikli bir dizi.. Sıradışı tardisi, zaman lordu olması, kıvrak zekaya sahip, parmak şıklatmak kadar kolay şekilde zaman da yolculuk yapabilme ve  kendisine eşlik edecek birilerinin olması hikayenin en can alıcı noktasıdır. Şimdi ise bu büyülü yolculuğa artık David olmadan devam edeceğiz...  Zira son bölüm de "gitmek  istemiyorum" diye hüzünlü şekilde kendini ifade eden David, o halde görünce gözlerim dolmuştu.. Gitmek  istemeyen bir adamın çırpınışları ve arka fonda  gelen müzik.. İçimi delik deşik edip vucudum kevgire dönüp kan kaybından sıcaklığımı kaybettiğimi sandım o son dakikalar içinde.. -Kendine gel lan dizi bu alt tarafı- dediysemde vallahi tutamadım kendimi, üzüldüm.. Çünkü yerini  Matt Smith  devretti.. Ayrılmasının nedeni yazar kadrosundan Russel T.Davies ayrılınca kendisinin de ayrılması. Pok vardı dimi ayrıldın,  yazar için bizden vazgeçtin, fanlarının hiç mi önemi yoktu david, narsist david.. Şimdi ben bu şarkıları kime söyleyim, sen olmayınca Doktor Who nun tadı olmuyor, anladın mı David? Gidişin çok koydu taamm mı David? Bu serzenişlerim sanadır David!!

Meğersem David benim içime işlemiş, o benim lordummuş, benim için varolmuş, biz o tardisle fantastik bir geleceğe adım atacakmışız,  gitmemesi lazımmış, skdksdsdlasddd

O değilde Matt Smit  yerin de olmak istemezdim..Dizi ekibi fanların tacizindan dolayı Tennant tekrar dizi kadrosuna dahil edebilirlermiş.. Bu sadece söylenti fakat umarım gerçek olur.. Bu arada Matt papucun dama atılabilir canım, ee gelen gideni aratıyor bu kural hiç değişmiyor bebişim.. Ben şimdi böyle dedim diye bu kural ihlal edilirse varya bağışlamam lan kendimi.. Hoş evrende sırf kendimi bağışlamıyım diye bu kuralı ihlal eder, evet evren gıcık bana..

18 Kasım 2011 Cuma

Çelişki...

  Dedi ki;
Karsılastıgımız ruhsuz erkek ya da kadınlara odun derken aslında odunlara haksızlık etmiş olmuyor muyuz? Zira odun ateş karşısında kırılgandır ve yanar, erir... od'a aittir, od'undur fakat ruhsuz erkek ya da kadın aşk ateşinde yanmasını bilmeyendir, onu görmezden gelendir.....
 Dedim ki;
Odunu yakmak için ateş olmak gerek yani.. O zaman şeytan kadının içindedir diyen şahıslar, ki şeytan kadındır diyen zihniyetler var.. Ateş aşksa, şeytan ateşten yaratıldıysa, bundan mıdır aşkın bitmesi zamanla acımasızca. 
 

14 Kasım 2011 Pazartesi

Biri beni siyahın esaretinden kurtarabilir mi ??


Evet başlıktan da anlaşıldığı gibi ben bir siyah hastasıyım... Aklınıza hemen emo veye gothic imajı izlenimi gelmesin lütfen.. Zira hiç hoşlanmam kendilerinden, tipim değildir kendiliri pek ala.. ( gothic emo tarzında olanlara saygım vardır elbette, küçümseme hissiyatına kapılmayalım. )

Siyaha karşı aşırı derecede bir sempatiğim vardır.. Dolabımı açıp baktığınız taktirde "kızım yıllardır matem mi tutuyorsun" diye beni sorgulamaya geçebilirsiniz.. Dolabım baştan aşşağı  siyah olmak üzere yanında grilerde eşlik ediyor.. Renkli bir şey göremezsiniz, zira o an içiniz kararır.. ( ayyy açmayın açmayınn şuan dolabım darmadağın, evet az pasaklıyım anacım topla topla tekrar darmadağın.. Dağılmayan dolap icat edilir mi acaba yahu, mucitlerimiz şuan bunla ilgileniyor olabilirler mi ?)

Bunu bu yıl anladım, çünkü ni giycem diye debelenirken, siyah off yine siyah, ayh dünde siyahtı, bu olmaz, ayy renkli bişiler yokmu yaa diye kendimle cebeleşip kim bana bu kadar siyahı aldırttı, kimin mantığı ile hareket ettim diye yüzüme bir tokat yapışı verdi. Bunlar benim tercihim benim kararlarım.. Derken tamam artık renkli bişiler alma vakti geldi, hani gökkuşağı gibi giyinsem ohh ne tatlı bir his diyeceğim, ama ben o hissi unuttum.

İşte dün kuzenim ile alışveriş yaptım, renk cümbüşü olmak istiyorum edası ile çıktım alışverişe.. Aklımda ki renkler, saks mavisi, zümrüt yeşili, ve capcanlı bir kırmızı. Mercan renkleri şeker pembesi falan.. Kasa ya doğru yol alırken elimde yine iki tane siyah badi.. ( iyiler siyah giyer yavrucuğum :P )
Huylu huyundan vazgeçmez derler ya, o benim işte.. Bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum, aksi taktirde korkabilirim :P Siyah güzel asil bir renk ama , bir o kadar da rahatsız edici olabiliyor.. Renkli yollarda dillerim kaybolurum, kayboluruz :)

Çok çok öptümm..


12 Ekim 2011 Çarşamba

Belki Yeniden...

Bunları anlatırken hayatta memnuniyetsizlik alanında tavan yapmış kişi olarak algılanabilirim size.. Ama canlarım hayat her zaman bizim istediğimiz gibi akmıyor işte. Sevdiklerimiz ve sev(e)mediklerimiz arasında olan o ince çizgiden sürekli taşırıyor bizi.. İstemeden de olsa çoğu zaman yapmaktan memnun olmadığımız şeyler ile karşı karşıya geldiğimiz de hayata yeniden mağlup olarak başlayabiliyoruz.

Uzun zamandır adam akıllı bir işe saplanamayıp saplandığımda ise sabun gibi kayıp gittiğim iş hayatımın artık bu sitemlerle devam edeceğini düşünüyorum!.. Sanırım yukardan aldığım msjın ciddiyetini pek idrak edemiyorum. Hani derler ya olmuyorsa zorlamayacaksın, zorlarsan da tat alamazsın, alsan da memnun kalamazsın, kalsan da zoraki kabulenniştir artık bu.

Heycanlar insanın başarısını azmini kamçılayan körükleyen bir duygudur...  Bir işte, aşkta heycanınızı yitirdiyseniz şayet, onları toplu bir şekilde çöp konteynerine atıverin bir zahmet. Klişe olucak belki ama, şu saaten sonra onlar sizi tatmin etmeye yetmez. Sabahları uyandığınızda istemeyerek işe gidip memnun olmadığınız hayatı hayatınızın parçası kılmak gibi mesela. Ya da sevgiye heycana dayanarak inşa ettiğin temel attığın ilişkinin gün gelip bir gül gibi solup gitmesinden sonra verdiğin sözlerden dolayı geri adım atamamak, ve hayatının dönüm noktasına imza atmış olmak. Ve o kaosta zamanın geçmesine seyirci kalmak.

Ama aksine heyecanla adım attığınz her yolda başarı yakanızı asla bırakmaz. Başarılı olduğumuz verimli olduğumuzu düşündüğümüz taktirde hayata bakış açımız bile değişebiliyor. Daha çok pozitif daha çok mutlu olabiliyoruz. Çünkü kendimizi kendimize ispat etmiş oluyoruz. İspat edemedğimiz taktir de ise fazlalıkmış duygusuna kapılıyoruz. Neticede insanız, faydalı bişiler yaptığımız kadar varız. Başarıyı elde ettikten sonra, aşk, para huzur, geride kalan ne varsa çorap söküğü gibi gelir zaten. Hayatınız siyah beyaz iken birden gökkuşağı kadar renkli olabilir bu çerçevede...

Ama benn.. Bugün üçüncü iş günüm. Yaptığım yapmam gereken adam akıllı bir iş yok. Tempo yok, yoğunluk yok.. Susmayan telefonlar teklif alıp müşteriye sunduğum poliçeler yok. Filo müşterileri şirkete bağlayıp mutlu olmak yok! Kendimi internet cafeye sabah gelip akşam giden evinde pc olmayan ergen gibi hissetmeye başladım. Hatta okul yıllarında zevk almadığım dersi işleyip sıkıntıdan uyuyakaldığım an ve anları yaşıyorum! En kötüsü ise fazlalıkmışım hissine kapılıyorum! Herneyse burda uzun vadeli olacağımdan umutsuzum, ama "Belki Yeniden" istediğim işi bulabilirim umudum dan vazgeçemiyorum! İşte böyle sevgili blogdaşlarım...

Size bol heycanlı günler demek istiyorum! Zevkle yaptığınız severek yaptığınız güzelliklerin çoğalması temennisi ile.. Aynı temenniyi kendim içinde söylemek isterdim fakat kabul olacağından şüpheli olduğumdan susuyorum.

İtiraf ; Burda personeller pek konuşkan muhabbet eden tipler değil. Anlamıyorum onlar da o kadar yoğun değil... Burası ne ile ayakta,bu ofis dışardan bakıldığında çok iş yapıyordur demekten alamamıştım kendimi.. Dış görünüşe aldanmamak gerektiğini bir kez daha anladım! Bu arada kilo almaktan korkuyorum blogcummm :(

7 Ekim 2011 Cuma

Merhaba, ben fısıltı. Nezlezedeli fısıltı..




-Annneee bu ses benim sesim değil...

-Bu nehir gibi coşku ile akan burunu kesip atmak istiyorumm!
-Anne, boğazım kaşınıyor, kaşırsam geçer mi?
-Ha ha ha ha hapşu! Çok yaşa demeyin yaa sağlıklı yaşa deyin. Belki tutar.
-Savaşsız bir hayat istiyorum, evet. Virüsüm ile nöronlarımın kardeş kardeş yaşamasını istiyorum!
-Belki kaynaşırlar zamanla lan! Belki çocukları bile olur ilerde olma mı hıı olma mı?
-Dur anne! Bu mide sahipsiz değil, yol gecen hanı hiç değil! Bütün meyvelerden, bitki karışımları ve ilaçlardan yeterince nasibini aldı! Artıkın dur deme vaktidir!


Evet şekerlerim yukardan anlaşılacağı gibi hastalığa yakalandım! Ve evet hazır olun, çok pis nezle, grip oldum.. Fazla yanaşmyorum korkmayın, size bulaştırmak niyeti ile gelmedim zaten :P Zaten siz blogdaşlarıma bulaşmasın diye öylee uzun zamandır yazmıyordum, anlayacağınız üzere herşey sizin içindi canlarım... ( aslında yazacak bişi bulamadığımdandı suskunluğum)  Her neyse işte bu hastalık beni yedi bitirdi. Ağzımdan aldığım bütün sıvıları burnumdan geri iade ediyorum tabiat anaya. O da yetmiyor gözlerimde ki yaşlarıda istiyor anasını satayım! Ver ver ümüğüm kurudu, ama şu burnum kurumak nedir bilmedi, bilemedi.. Karar verdim cimri olmayı öğretmeliyim ona, durması gerektiği yerde durmalı.. Hepsi bana zarar, bana ziyan. Şu postu yazacağım diye bir paket selpak bitirdim. Sormayın dostlar bonkör bir burnum varmış benim..

Hal böyle olunca planlarım suya düşmedi tabi canım, askıya alındı şimdilik.. Mesela cumatesi günü (yarın) Adanalı bloger camiası toplanacak. Adananın en güzel en özel mekanında. Tabi ki davet edildim. En sıcak, en içten hatta hasta olmayı bile göze alan sevgili Pembesintim tarafından. Kuzum benim ya gelmem için hep yokladı beni. Öpüyorum kocaman kocaman onu. Oysa yarım saatçik bile osla gitmeyi ne çok isterdim.. Pembesintim ile dostluğumuzu pekiştirir belki güzel yarınlara birlikte adım atardık. Bu cümleyi söylerken yeşilçam filmleri aklıma geldi.. -Pembe panjurlu evimiz olsun fikret.. -Bahçemiz de olmalı nalan, çocuklar ağaçların arasında cıvıl cıvıl koşmalı.. Niye gözümün önünde canlandı anlam veremedim, a pardon hastaydım ben, evet. Konuya dönelim.  Eğer kendimi iyi hissedersem gitmeyi düşünüyorum. Ama budefa salya sümük ortalarda dolanmak istemem, yok. Cıx cıx cıx olmaz :( Benim için bu güzel eşsiz gün ertelendi neticede.

Bu arada pazartesi ise başlayacaktım. Evet o yana yakıla istediği gibi iş arayan, bulamayan, bulduğunu beğenmeyen hatun, artık çok güzel çok cici bir patronla iş hayatına kaldığı yerden devam ediyor... Pardon edecekti, ama ne oldu bu kötü virüs bu pis grip iş hayatıma engel olmak içn geldi biliyorum. Sevgili Evrenin bana hazırladığı çaresizlikle sınadığı bir sınav bu! Ama yook öyle yama sevgili evren, bu defa avucunu yalayan sen olacaksın! Yoluma  engel koysan, taş değil kayada bıraksan ben yinede geçerim o yolu arkadaşım. Aha blogum ve blogdaşlarım şahit olsun. Gerekirse doping alır öyle giderim işe! Daha iki günüm var, şans bu defa bende yana hahhhaaayyttt. ( kötü kadın gülüşü :P)

Bekleyin beni canlarım, gökkuşağı tadında yeniden burada olacağım..
Öpüldünüz!

4 Eylül 2011 Pazar

Kadın Erkek İlişkisi Vol 2




Benim çevremde çoğu zaman kıskanç kız arkadaşlarım olmuştur zaman zaman.. Bu büyük ihtimalle siz hemcinslerimin başını da gelmiştir. Eh bayanlar arasında kıskançlık adeta üremek gibi normal bir hal aldı atık.. Alıştık evet.

Hal böyle olunca normal erkek arkadaşlarıma daha bir sarıldım.. Yani kanka olduk, onlarda kıskançlık falan yoktu hani.. Bu durumu seviyordum, ta ki erkek arkadaşım olana kadar, bu belli bir zaman önce olmuştu tabi. Sanırım 19 yaşlarımın altndayken.. "Erkekten arkadaş olmaz, erkek sizin gibi ince düşünmez, erkek sizin yaklaşımınız da farklı anlamlar yükler vs vs"... deyip dururdu bizimkisi. İlişkim için uzaklaştım, çok daha sonra erkek arkadaşımdan ayrıldım.. Ve evet sonra yalnız kaldım.. Bu konuda çıkarılacak ana fikri söylememe gerek var mı ? Yok dimi, bende öyle tahmin etmiştim. Heneyse konu bu değildi zaten. Ama sözleri ise tek tek çıktı işte.

Az önce hiç tahammül edemediğim, alışamadığım, yaşadığım an hayattan soğudum anlardan birine yine ve yeniden tanık oldum.. Abi dediğim insanların, abim gibi gördüğüm şahısların bana karşı yaklaşımlarının farklılaşması.. Ve bu bazı şahıslarında evli olması! Bu durum karşında gelde çıldırma.. Gelde katil olma! Gelde öfkeden erkeklern köküne kibrit suyu dökme!!

Bayansan malesef bu olayların kaçınılmaz durumu olmuyor.. "Sen kuyruk sallamazsan bir bok olmaz" demeyin! Oluyor, ki bu beni daha da üzüyor.. Çocuklarına bağlı ailesine düşkün bir adamın ve sizin yanınızda bunu dile getirip, çok değil bir hafta sonra ben senden hoşlanıyorum demesi kaderin en acımasız tokatlarından sadece bir tanesi.. Bu benim başıma gelmişti. -Bana abi deme- demesine rağmen ısrarla abi değim insan iş yerimdendi.. Ve böyle bir durumla karşılaşınca insan kendini suçlaması, kendi içinde hesaplaşma, yersiz duygulara onun sebep olup olmadığını sorgulaması, dışardan bakıldğında ucuz bir kız gibi görünmenin tereddütüne kapılıp boğulması çarelerin en çaresiz olduğu ana yakalanmasıdır.

İşte ben bu duruma tanık olduğum an içimde bir canavar uyanıyor.. Kazı yapılabilecek tırnaklarmla derilerini soymak, el ve ayak tırnaklarını pense ile tek tek çekmek, kulaklarından duvara monte etmek, kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkartmak, hatta sonra bunu abartıp oluşan sürtünme kuvvetini, duvarın sürtünme katsayısını, açığa çıkan ısıyı falan da hesaplayıp rahatlamak istiyorum!!! En azından o şahısları öyle yaptığımı hayal ederek rahatlıyorum neyse, tam psikopat sayılmam dimi ? En azından sağlam nedenlerim var canım?

Kadın erkek ilişkilerinde en çok bu durum beni yer bitirir! Bazen "benim ki de böyle yapar mı?" demekten alamıyor insan kendini. İşte ilişkilerin kimileri rüya gibi masal gibi ilerlerken, kimileri de böyle kabus olma ihtimali taşıyor.. Bazıları ise çoktan kabus olmuştur..
Siz can yoldaşlarım.. Dilerim ilişkilerin en güzelini, kıskanılacak en güzel aşkı, hayatı yaşarsınız! Yaşarsanız şayet anlatın olur mu? Güzel şeyler duyamaya ihtiyacımız var...






28 Ağustos 2011 Pazar

Şeker Tadın da Bayramlar..


Bayram deyince aklıma hep küçüklük hallerim gelir.. Çocukken bayram daha bi tatlıydı tabi, onun heycanı yeni cicilerin sevinci vardı bizde.. Papuçları yastığımızın köşesine koyup uyuduğumuz anlar. En çok şekeri ben toplayacağım diye birbiri ile yarışan haylaz çocuklar vardı benim zamanımda..

Çok tatlıydı işte o anlar. Ama şimdi büyüdük, bayram heycanı yerine, temizlik telaşı sardı tüm yaşıtlarımı! Misafiri memnun etme çabası. Artık çok nadir gelen çocuklara şeker verm arzusu. Birde fazla şeker tüketince kilo alma korkusu. Bunlarda hoş tabi, ama çocukluğumuzun yerini tutamaz ki..

Evet, bayrama sayılı günler kaldı :) Şimdiden bayramlaşalım dedim, olur da telaştan kutlayamam diye. Herkesin hepinizin bayramını kutlar büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden muç muç öperim :) Çok klasik oldu yahu :P



4 Ağustos 2011 Perşembe

Umut...


Yanlış olduğunu bildgim halde doğru olduğuna inandığım bir yanim vardi. Belkilerle süslenmiş yanlışlarım. Bunun adı "umut" tu. Pişman mıyım? Hayır... Ama keşke ise yaramış olsaydı.. En azından şuan değistirebilseydim tüm doğrulari yanlislarmla.

10 Haziran 2011 Cuma

Haydi Kalk Gidelim, Bu Şehirden (?)



Gidesim var..
Böyle bi hışımla,

Ani bi öfkeyle,

Öfkeli öfkeli,

Yürüyesim var..

Ne bavul, ne bi çanta..

Neresi olursa,
Hiç bilmediğim,
hiç gitmediğim bi yere.. O da gelsin ama,
Büyülü bakışlarına kapıldığım..

Sadece bakışları !

Göğsümden beynime doğru kan akışını hızlandıran,
O bakışların sahibi gelsinn. Hep benimleymiş gibi, hayatımaymış gibi.. O da gelsin.. Yalnızca o, Sadece o.

Sahi, kimdi o ?
Aşık olsa(m) ya?
Zehir şeker,

Şeker zehir olsa ya?


Ne zaman ki boğulduğumu hissetsem hep gitmek kaçmak istemişimdir bu şehirden.. Şimdi beynimdeki düşünceleri bir çuvala koysam, soru işaretlerini denize fırlatsam, gelicek olan cevaplara kapıları ardına kadar kapatsam.. Herşeyi herkesi geride bıraksam, hiç bilmediğim hiç gitmediğim yerlere gitsem.. Ne bileyim alsam mesela sırt çantamı cebimde üş beş kuruş, altımda sıradan bir araba, ya da bisiklet.. Belki yanımda bir yol arkadaşı. Dünya yı keşfetme azmi, yeniliklere açık olma hırsı, cesareti..

Bunları yapabilseydim belki kendimi daha iyi hissedebilirim.. Arada böyle hep bir yerlere kaçma, gitme arzusu uyanıyor, fışkırıyor bende. Ama lakin bu sadece gerçekleşmeyen bir arzu olarak kaldı hep.. En üstte ki satırları 2009 yılın da karalmışım, evet. Notlarımı kurcalarken çarptı gözüme. V e sadece karalamakla yetinmişim, yine kaçamış yine bu şehirde haps olmuşum.. Ama belki dünya daha güzel bir yer olabilseydi, onu tek başıma keşfteme cesaretinde bulunabilirdim.. Ya da çevremde benim gibi düşünen bir kaç arkadaşım olabilseydi bu hayalimi gerçekleştirebilirdim. Şimdi uzaktan bakıyorum o hayale.

Notcuk; İşi redettiğimi söylemişmiydim?? Kabul etmedim evet. Şartlar ve koşullar, pek iyi değildi. Hele hele işsizlikten bu kadar şikayetçi olan biri için red etme lüksü olmamalıydı belki ama, böyle olmasının hakkımda daha hayırlı olduğunu düşündüm.. Umarım pişman olacağım bir karar değildir benim için.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Hayat seninle ateşkes imzalayalım olmaz mı??


Tanrım... İş görüşmem kabul edildi.. Ama ben sevinemiyorum artıkın! Hevesim kaçtı iş hayatından.. Zira çok değil bir kaç ay sonra orasıda kapanır fısıltı bir temiz şuutlanır evine! Yeni sayfa karalanmadan rafa kaldırılır bu şekilde..

Axa Sigorta Acentesi, Eczane, Özel Güvenlik Sektörü, son olarak Avea, ama şimdi ise Vodafone!.. Dört mevsimi birden yaşadım anasını satayım.. Bir yerde sabit kalmak istiyorum artık.. Hayat bir yaprak gibi beni ordan oraya sürüklemekten vazgeçsen benimle ateşkes ilan etsen ya... Ben çok yoruldum.. Bu işte uzun vadeli kalmazsam evlenicem yettin gayrııı! Ama öncesinde koca adayı bulmak lazım dimi, e tabi..

Bu arada mim dolanıyor etraftan.. Kimse beni mimlememiş ama ben kendi kendimi mimliyorum hıh! Mimimiz, Güne başlamak istediğin ,tek bir tane ama hergün çalsa bıkmam diyeceğin şarkı ? Hiç düşünmeden cevaplarım..

Zakkum/ Ah bu şarkıların gözü kör olsun.. Cover müthiş olmuş.. Dinle dinle bıkmıyorsun yahu.. Açın bakıyım sizde bir kulağınıza şey ettirin çok güzel dimi.. Hı hı bende öyle düşünmüştüm..

5 Haziran 2011 Pazar

Kadın Erkek İlişkisi Vol 1






Face Book'u olmayan erkekten korkacaksın! Hoş, face book'u olan erkekten de korkmalısın.. Hayır hayır, erkeğin her türlüsünden korkmalısın.. Hı hı evet!
Az önce bu düşüncemi facem de paylaşmaktan hiç tereddüt etmedim!


Çok sevgili erkeklerimiz ilişkileri olduğu halde sanal alem de reeeli aratmıyor arkadaş! Yakalanma riskini bile göz alıp aldatmaya meyill anasını satayım! Bu cesaretten ötürü taktir ediyorum onları burdan asjgdcsjgdkjsa.. -Ne taktiri lann getirin bakayım en topuklu ayakkabı mı büyük bir zevkle "O" ve "Onun cinsindekiler" hepiciğinizi böcek gibi ezmek istiyorum izninizle! Yıllar ilerledikçe biz daha mı geniş oluyoruz, olabiliyor muyuz?? Mesela benim erkek arkladaşım olsa facesini ona zindan ederdim o ayrı bir msele tabi.. Bu kadar sosyal hayata izin veremem alt yapım müsait değil arkadaş benim!


Birde kadınları anlamıyoruz diyenler var.. Hatta kadınlar ile ilgili özlü sözler.. Herkes kadınları anlayamıyoruz diye bir şikayet içerisinde.. Bir sitem bir isyan ile iç içe neredeyse.. O da yetmedi kadınları anlama kılavuzu falan.. "Hayır biz kadınlar aslında başka gezegenin başka erkeklerin kadınıyız azizim... Gezegenler arasında yolculuk yaparken yalnışlıkla siz dünyalı erkeklerin kafasına düştük ve sanırım beyinciğinizden hasar aldığınız için bizi bulmaca olarak görüyor çözemiyorsunuz! Yada hakikatten biz sizin dünyanızın kadını değiliz!"

İtirazım var hakim beeeeeeeeeeeeeeyyyyyy!

Anlaşılamaz olan, çekilemeyecek kıvama gelen, önünde ki tabağın kıymetini bilmeyip başkasının tabağına göz diken, doyumsuz olan, kadın erkek ilişkisini oyuncak gibi algılayan, kadınlara kah nezaket seviyesini kat kat aşan, kah tuvalet kağıdı gibi kullanıp atan, doğuştan kimyasında öküzlük bulunan çok sevgili erkekler, sözüm sizedir .. Biz kadınların tek bir isteği var aslında.. Bunun için Eınstaine olmaya ne hacet! Zorlamayın beyninizi o kadar.. İstediğimiz şey gözünüzün önünde, ama siz bakmatan ötesini göremiyorsunuz işte, problemde tam orda ya, çıkarın şu at gözlüğünüzü allah aşkına!

Biz kadınlar sadece mutlu olmayı isteriz ki.. Haa tabi mutlu olabilmek için pahalı bir parfüme, tek taş pırlantaya, gösterişli bir kol saatine hakiki timsah derisinden bir çantaya ayakkabıya ihtiyacımız yok.. Eliniz de pamuk şekeri ile gelip, sıcak bir tebessümle sırıtmanız inanın sizi o an dünyanın en şirin ayısı yapabilir bizim gözümüzde :) Biz hatunların böyle naif bir kalbimiz var işte..

İhtiyacımız olan tek şey sağ tarafımızda ki boşluğu kalbinizle doldurmanız.. Sahibi sadece bizim olmamız.. Heycanları başka kalpte kobay gibi insanların üzerinde denememeniz!
Yook illede deneyecekseniz (tutamayacağım kendimi) kabız olursunuz inşallah.. Sıkışıp sıkışıp işeyemezsiniz.. Ayh!

31 Mayıs 2011 Salı

Mim / Ben küçükken... sanırdım. Off off neler neler sanmıyordum ki :)

Mimlenmişim anacımm.. Mimim olsun mimim olsun blogum hep tak tuk ses çıkarsın :P Çok sevgili "Takıntılı Ergen" beni mimlemiş.. Onu buradan şapur şapur muç muç öpüyorum.. Mim konusu küçükken bizim doğru sandığımız ama aslında yanlış olan acı gerçeklerimiz/ hüsranlarımız :P Şimdi çocukluğuma inmeyi deniyorum, iniyorum inmek üzereyim, ahanda indim :P


Ben küçükken... sanıyordum ki??



Ay'a Ay Dede denildiği için ayın içinde yaşlı bir dedenin yaşadığını sanırdım. Hatta akşamları yatağa girince onunda yatağa girdiğini biz yemek yerken onunda yediğini bastonu ile içerde o küçücük alanda zor yürüdüğünü, yanında ay nine olsa hayatı daha güzel olacağını düşünürdüm.. Gülebilirsiniz izin veriyorum :P

Beni leyleklerin getirdiğini düşünürdüm.. Annem yada babam benim arzularıma müsade etmeyince o leyleği pişirip etini yemek isterdim.. İsteklerimi gerçekleştircek aileye neden vermedi diye..

Dünyanın yuvarlak küre şeklinde olduğunu söylerlerdi.. Düşünün bilim adamları bunu kanıtlamış ama ben bu bilginin hangı insanoğlunun uydurduğunu o küçükük beynimle merak ederdim.. İnanmazdım. Kendi kendime "lan dünya yuvarlak olsa kayarız sağlam adım atamayız yürüyemeyiz kıç üstü düşeriz biz, bilenler yalnış biliyor bizim dünyamız düz bir zemin git git yolun sonu gelmez" sanırdım.. Büyüdükten sonra anlayabildim acı gerçeği :P

Palyaçoların gerçektende palyaço olduğunu sanırdım. Yüzünde ki boyalar gerçek falan.. Eehuehue


Zamanı durdurabilmek için tek yapmamız gereken saatin pillerini çıkarmaktı.. Pilleri takınca ise zaman kaldığı yerden devam etcekti.. Bunu sanırdım ve uygulardım.. Ama zaman hiç bıraktığım yerden akmadığını zamanla anlamıştım..

En yüksek apartmana çıktığım da bulutlara dokunabileceğimi sanırdım.. Hatta bulutların pamuk gibi yumuşak olduğunu üzerinde oynamanın çok guzel olucağını düşünürdüm.

Yağmur yağdığında gök yüzünde bulutların kavga ettiğini şimşek çaktığı zaman o alanda ki bulutun canının acıdığını, bu yüzden bağırdığını sanırdım.. Ahahaha şimdi bakınıyorumda ne tuhaf şeylere inanmışım yahu..

Efendim sıralasam sıralasam bitmez ama şimdilik hatırlayabildiklerim bunlar :) Çocukken başka bir dünyadaymışız biz, bambaşka.. Alis nasıl harikalar diyarında ise, bizimde çocuklugumuz harıkalar diyarımızmış.. Bunu büyüdükçe anlıyor göruyoruz sanırım..

Mimlediklerimm ;
~ρєяѕєρнσηє
zırva sapan şeyler
LeaNDer's

27 Mayıs 2011 Cuma

Çok sevgili ex patronum..

Artık iş ilanlarına bakmaktan, pc ye her geçtiğimde yeni bi iş ilanı vardır umuduyla kimsecikler başvuruda bulunmadan ilk ben olayım diye diye pc ye gömülüp başım dönmeye başlamıştı artık.... En son benlik bir iş ilanı bulamayınca başım döne döne sevgili ex patroncuğuma faceden mektup tadında bir msj yazdım. Okuduktan sonra hakikattende aklımın başında olmadığı kanaatine varacaksınızdır.. Mektubum ahanda budur!





        Çok sevgili ex patronum..

    "Siz buralardann bu şehri bu havayı bu sıcaklığı terk ettıkten sonra hiç bişi eskisi gibi olmadı, olamadı...Siz gıttıkten sonra adana ya ilk defa bahar ayında kış geldi.. Ben ise bu sorunu sıze bağlıyor, bu şehrin sizden sonra iklimlerinde bir depresiflik olduğunu göruyor hissediyorum.. Sanırım çok şiddelit bir özlem var. Siz farkında olmadan meğersem neler neler katıyormuşsunuz bu şehre.. Büyük ihtimalle tabiat ana bile bu durumun alışılmışlıkların dışında olduğu kanaatine varmıştır, ancak bu durumun sizinle ilgili olduğunu pekiştirememiş olabilir.. Şayet öyle olmuş olsaydı ben bu msjı size yazmıyor olacaktım.. Her neyseee biz baharı görmeden direk yaza daldık, bakalım bu yaz siz olmadan bu şehir bize neler yaşatacak. He siz gittikten sonra ben ne sizin gibi bir patron bulabildim nede adam akıllı bir işe saplanıp kalabildim.. Ben şuan malesef işsiz umutsuz ve sitemli bir haldeyim.. Sizden sonra girdiğim iş sektörunde / iş deneyimlerimde alışılmışlıklarınm dışında bir durum yaşadım ve o esnada sizi daha çok yad ettim.. Size neden böyle bişi yazdım bilmiyorum belki saçmaladığımı düşünüceksiniz ama emin olun bu düşüncenizin doğru olma olasılıgı çok yüksektir.. Zira evde oturmaktan kafayı sıyırdığımı hatta depresyon kapısını tekmelediğimin farkındayım.. Uzun zamandır size yazmıyordumm bi yazınca böyle de taşı verdim.. Yani allahtan facemizde var yoksa bu size gönderilmemiş bir mektup olup kalıcaktı..

Kendinize çok iyi bakın :) Sizi çok özlediğimi bilin.. Ve şu adanaya da bir ara ayak basın şu havalar bi düzelsin.. Vallahi sanki temmuz ayındayız şuan... Yakında beyinciklerimiz güneş ışınlarından dolayı pişicek diye korkuyorumm..

Sizi öpüyorumm :)" 

Ya işsizlikten yada bu adanananın havsından kafayı sıyıracağımdan eminim artıkın..

18 Nisan 2011 Pazartesi

Ben işsiz, ben sitemli ben umutsuzum!





Tam "olduu lann artıkın adam gibi bir işin ilerleyip başarılı olabileceğin bir kariyerin olma yolundasın" diye  kendimi övgü ile kamçılarkenn yine ama yeniden işsizlik sendromu ile karşı karşıyayım! Adaletin bu mu Dünya??!! Ben anladım ki artık iş hayatında benim yerim yok! Bir yere gittim mi kurutuyorum anasını satayımm.. Koskaca yıllardır orada ikamet eden bılmem kaç kişiye iş imkanı sağlayan koca ADM Merkezi çok değil ben gittikten 1 ay sonra kapanıp küçülüp avea merkez tarafından verilen yetkiler alınıp kucuk mü kucucuk kurumsallaşan bir kamu bilmem ne olup faaliyete geçti.. Dolayısıylla ben yine magdur yine işsiz yine ev kızı olma moduna girmek uzereyım, ama artık bunun yanında depresyonda eşlik edecegınden şüphem yok..

Sitemlerdeyimm isyanlardayımm ben revaçtayımm!

**

22 Mart 2011 Salı

Başlık bulamadım!

       Ölüm zamanımızın, ve  kalbimizin bizimle adım atmasını sağlamak, bizim insiyatifimize bırakılmamış olması kaderin en ağır tokadıymış.

2011 yılının gelmesi ile birlkikte içimde yatan canavar resmen uyanışa geçmiş, içimden çıkabilmek için adeta bedenımı parçalarcasına mücadeleye girişmiş bulunmakta.. Ben mi galip gelirim içimde ki canavar mı orası meçhul.. Çok kızgınım bu yıla, çok doluyum ona karşı, çok fazla nefret duyuyorum.. Daha üçüncü ayda olmamıza rağmen felaketleri sürükledi peşinden.. Gelmesin diyordum ya hani, günler seri geçiyor diyordum ya, usul usul gelip gidin diyordum ya.. Zaman durdu şimdi, akmıyor.. Saatler geçmiyor, akreple yelkovan birbiri ile yarışmıyor.. Gece gelmiyor, gelince de bırakıp gitmiyor.. Sabah olmuyor, gözler kapanmıyor.. Herkesin gözlerinde hüzünle iç içe olan bir yağmur saklanıyor, yağıncada dolup taşıyor..

Bizim ev şu an yas evi.. Ömrüm boyunca şu zamana kadar hiç yas evi görmedim.. Nasıl olur bilemedim, helva hangi gün yapılır, yolcu nasıl uğurlanır neler yapılır bilmedim birebir yaşamadım! Şimdi gördüm şimdi bildim. Ama bu şekilde öğrenmek kat ve kat daha da acıtıyor insanın canını! İnsanın sevdiğini kaybetmesi tarifsiz, tuhaf bir duyguymuş.. Canından canının alınmasıymış.. Etinin koparılırcasına seyirci kalıp, müdahale edememenin verdiği acıymış.. Dayımı hiç dönemeyecek bir sefere yolcu ettik biz.. Genç yaşında çıktı bu sefere, daha yirmi sekiz yaşındaydı.. Hiç dönmeyeceğini bilmek acıların en pezevenkiymiş'! Acıların en kalleşiymiş! Acıların en nankörü, en haini en merhametsiziymiş!! Hayat ise aslında ne kadar basit olduğunu ama o kadar da kolay olmadığını üstüne basa basa gösterdi bize. Ölümü hiç bu kadar yakından görmemiştim! Bu gerçekle irkiliyor insan.. İrkildim evet!  O benim kankamdı, arkadaşımdı, sırdaşımdı, dostumdu, çocukluk arkadaşımdı, abimdi.. O benim herşeyimdi! Herşeyim gitti, ben yalnız yetim kaldım onsuz! Zamanla acısı geçer diyorlar, unutursun diyorlar. Unutmak isteyen kim ki? Ben hep hatırlamak istiyorum seni ve hep hatırlayacağım hiç unutmayacağım. Sen benim sığınağımdın her zaman da öyle kalacaksın!



Mekanın cennet olsun dayıcım, seni çok seviyorumm ve öpüyorum!

15 Şubat 2011 Salı

Bende İsterdim Cezerye Tadında Gibi Bir İş Hayatı Yaşamayı!


Ayh ne kadar uzun sürdü buraya bişiler karalayamayıp içimi dökememek.. Arada pc geçtiğimde yazılarınızı okuyor ve geçiyorum.. Çünkü hiiç zamanım yok. Yazılarınızdan mahrum yetim kaldım , amaa amaa  çook önemli bi nednimm var iş buldum sonundaa.. Evet evde oturup hiç bi baltaya sap olmayan ben hatun sonunda bi AVEA  (reklam :P) dağıtım merkezinde aktivasyoncu olarak görev almış vaziyetteyim.. Heh işim çok mu güzel, evet evet çok güzell, çok mutluyum bi sürü yeni iş arkadaşım oldu.. Görseniz o kadar rahat o kadar konforlu bir yer ki aman eve gitmiyim be burda kalayım dedirtecek bi sektör. Sabah 9 da iş başı yapıp akşam 5,00 te iş bitiyor çok güzelçok güzel laylaylommmmmmmm laylaylomm... Demeyi ne çok isterdimm yaa, burdan şuanda "nah öyle" diyorum kendi kendime.. İş tamamen pc uzerinden yapılıyor bir yoğun bir yoğun ki, afedersiniz sıçmaya bile fırsat bulamıyorsunuz.. Şahsen ben şuan da öyleyim.. Sabah 7,30 da uykumun en güzel en tatlı yerinde uyanıp ( ki bu kural hiç değişmez) 8,00 de servis gelip beni alıp işe gidiyorum.. Sabahtan akşama kadar pc de oturup dosyaları sisteme aktarıyorum... O esnada faceme bile göz atamıyorum maillerime bile bakamıyorum önümdekileri bitircem diye. Su içmek için bile kalkmıyorum yetiştiremem aman mesaiye kalmıyım diye. Hayır popom tem otoyolu gibi dümdüz olucak ondan korkuyorum yani.. Ya bide milletimiz ne kadar çakal.. Hangi operatör de indirim, yok bilmem  sms yok bilmem dk varsa ona geçiş yapıyorlar.. Abartmadan söylüyorum, vodafon olan sabit bi hat önce turkcele sonra aveaya sonra tekrar vodafone sonra tekrardan aveaya geçiş yaptırıyorlar, yapıyorlar.. Tabi devir bu devir hesabı..  Peki bu geçişleri kim yapıyor? Ben tabi bennn.. Bunları yapan insanlara dalıp o küçük beyinlerini ayakkabımın topuğuyla ezmek istiyorum! Ya tabi yapıcaksınız yapacağız, ama abartmadan, tamam bu sektördeyim bu iş benim işim ama benimkide can be! Banada yazık. İlk iş günümde akşam saat dokuzda evdeydım lan.. Yetiştiremeyiz diye bütün arkadaşlarla gece mesaiye kaldık yani.. Düşünün çoğu akşamları bu saate evimde oluyorum, e cumarteside fuul çalışıyorum e milletimizi avantajlı kampanyalara sevk ederken ben pc başında helak oluyorum.. Hayır hayatta yok yani bu sektörde, arkadaşlarımla ayda yılda bir buluşucam artık.. Etrafta kalan kırıntılı zamanlarda ise ailemle geçiriyorum, hayır geçiremiyoru.. Evimi otel niyetine kullanıyorum! Allahtan sevgilim yok hani, olsa büyük ihtimalle ona zaman ayıramıyorum diye tekmeyi atardı kıçıma.. E haklı bende olsam bende yapardım yani.. Velhasıl iş iş diye tutturan ben, şimdide bana hayat yok diye üstümü başımı paralayasım geliyor.. Bu sektörde pc başında ölüp gitcem! Adalet mi bu ey hayat? Bugün erken çıktık ta bişiler karalayabildim nihayet.. Çok dolmuşum yahu, acıdım kendime bak! Kendi kendimi avutayım bari, geçer kızım geçer buda diyip sırtımı sıvazlıyım, saçlarımı okşayım.. Kolumda yetişmiyor ki yah. En iyisi mi başka iş ilanlarınada göz gezdirmek, oda olmadı istikamet zengin bir kocaya artık.. Kaderr, kısmet nasip hasip falan filan.. Ah bide ısınabilsemm pufff...  Hepinizi öperim ve hepinize cezerye gibi iş hayatı yaşamanızı dilerim, ben tadına bakamadım siz bakın!

12 Ocak 2011 Çarşamba

Johnny Deep Sevilesi Adam / Tim Burton Çılgınlığı







Kaptan Jack Sparrow olarak kalbimin en ücra köşesine taht kurmuş olan "Johnny Depp" e bu aralar fena takmış durumdayım... Karayip korsanların da görmüş ilk bakışta bana itici görünmüş olmasına rağmen, sarsaklığı, saç stili, gözlerinde ki sürme ile dikkatleri üzerine toplayan  Korsan  bir Kaptana  hayat veren  oyuncu diye algılamıştım. Fakat filmin her dakika ilerleyişin de garip hareketleri ile yarattığı sui generis karekteri,  kurnaz, haylaz tavırlarıyla  muthiş aksanı, hınzırlığı, kıvrak zekası ve sıcacık gülüşü ile adeta kendisinin bir numaralı hayranı oluverdim..  Karayip korsanlarından sonra "Johnny" nin bütün filmlerine arama çabası her izleyilşimde ayrı ayrı tatlarla buluşmuş olmam daha daha fazla hayranlık uyandırdı bende..Ve eminim çoğu filmlerinde kendine özgü hareketleri, bakışları, etkileyici olan kararlılığı, sıradışı canlandırdığı karakterler ile bizi kendi büyüsüne haps etmiştir..    Aksiyon, fantastik, gerilim ve gizem ile dolu dizgin olan filmlere gönül bağlayışım, "Johny"  ile tanıştıktan sonra sadece "O" nun filmlerini (konu ne olursa olsun farketmez ) izlemek isterken buluyorum kendimi... Bu isteği arada bastırmaya çalışsamda nafile...  Hemen hemen her gün iki adet filmini izleme şevki ile görüyorum kendimi. İzlemiş olduğum ve aynı heycanla yeniden izleyişimin nedeni ise sanırım açıklamış oldum...Bu arada Karayip Korsanların serisini tekrar izledim, ve dördüncü filmini özlemle merakla ve büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum...

Ve ayrıca Tim burton ile Johny Depp in yaptığı çılgınlıkları da göz ardı etmemek gerek.. Bu Muhteşem İkili aynı projelerde  beraber çalışmış olmaları biz seyircileri tatmin etmek, doyurucu bir ziyafet sunmak, unutulmayacak karelerle bizi kendilerine hayran bırakmak için, adeta filmin en ince detaylarına kadar iğnelyip görsellik yönünden enfes bi şölen hazırlamışlardır! Fantastik fimler her zaman hoşuma, hoşumuza gitmiştir muhakak.. Olabildiğince uzak, daha daha ve daha da uzak.. Gerçeklerden soyutlanmış, fakat abartılmamış.. Herşeyin kıvamı yerinde olarak.. Masalımsı, karanlık, komik dünyayı inşa ederek bizi bu gizeme sürükleyebilen  bir serüven.. Her projesinde  insan hayal gücünü olabildiğince zorlayan fakat abartmadan tadını bozmadan, insanın içine işleyen, bazen ise sıradışı hikayelerle bize unutulmayacak sahneleri hafızamıza kazıyan Tim Burton dan söz ediyorum evet.  Çoğu filmlerini izledim, ve yine yine yine izleyeceğim.. Filmde ki müziklerinde ayrı bir tadı, ayrı bir rengi var.. İzlemeyenleriniz varsa şayet ki hiç sanmıyorum ama yinede tavsiye etmek istiyorum, şiddetle.. Pişman olmayacağınız bir serüveni kaçırmak istemezsiniz dimi ?