29 Aralık 2010 Çarşamba

Fizy böyle çaresiz , fizy böyle derbeder , fizy böyle ortalarda bırakma.

Her gün pc başına geçtiğimde ilk işim fizy açıp, dinlemek istediğim sanatçının adını karalayıp tümünü oynat butonunu tıkladıktan sonra  hoparlörün sesini sonuna dek açıp, kulağımı şenlendirmek olmuştu.. Üşengeç, tembel bir yapıya sahip olduğumdan mıdır yoksa uğraşmak istemediğimden midir bilmem, mp3 indirmek için yeltenmem fazla. Dilime dolanan yahut bu sanatçı bu sene sağlam müzik yaptı hadi albümünü  indirelim dediğim ise istisna bir durumdur. Pc icad edildiği zamandan bu yana ise, albüm almaz oldum zaten. Çoğumuz böyleyizdir muhtemelen. Radyolar, müzik seti pek kullanılmaz olmuştur.. Zira bizim evdeki müzik seti bile inzivaya çekileli yıllarını almıştır. Rodyo dinleyecek olursak ta pc den açar dinliyoruzdur.  Müzik kütüphanesi  olarak nitelendirilen fizy bu sabah gözü kör olasıca MÜYAP  tarafından kapatıldığını öğrendim.. Tamam belki albüm satışlarını tetikleyecek bir parogram, ama uzlaşmak için başka bir kapı aralanabilirdi. . Hem bu  Müyap ülkedeki müzik adına olumlu bir şeyler yapmak istiyorsa fizy'e değil Ezik Şarkıcı seviyesindeki popçulara erişimi engellemeli. Bu gün resmen öfkelenmiş oldum  cephe alıp face de "Fizy açılmasını isteyen milyonlarca üye bulabilirim" diye bir grup açmayı bile düşündüm.. Ama bir yararı olur mu diye kestiremediğimden ötürü caydım.. 

Velhasıl, Fizy siz mutlu yıllara TÜRKİYEM!

16 Aralık 2010 Perşembe

Yeni yıl gelme eskiyeceksen, gideceksen sende, hiç gelme otur oturduğun yerde!

Yeni yıl geliyor tey tey tey tey tey alın elinize mendilleri halay çekelim hadee hadee.. Coşalım yeni yıl geliyor ya kutlamak lazım.. Sonra kırmızı "don"  giymek lazım.. Belki uğur getirir falan diye, hatta noel baba gelir geyikleriyle ay ışığında evimizin bacasına hediye bırakır.(Ama bizim evin bacası yok ki lan biz apartmanda oturuyoruz ne olucak ? ) Millı piyangoda almak lazım şimdi, bi umut tohumunu daha alıp ekip yeşermeden kurumasını izlemek lazım. Lazımda lazım!
Kim çıkarmış bu adetleri valla çok merak ediyorum öyle yazarken aklıma geldi ? Noel baba hikayesını kim kıçından uydurdu, hadi uydurdun neden baba da anne değil, anne daha güzel olmaz mıydı? Tatlı çıtır bi hatun falan mesela? Hele hele kırmızı donun uğur getirmesi ne alaka! Madem uğur getircek neden don, yada neden kırmızı? Geyiklerin kanadı olmamasına rağmen yerçekimine nasıl meydan okuyorlar?  Noel baba o koca sürekli kaşıdığı göbekle nasıl yürüyüp önünü görebiliyor vs.. vs. Bu böyle uzar gider..

Kocaman bi yılı daha geride bırakmaya ramağın ramağı kalmış.. Son haftalara girmek üzereyiz artık.. Ne üzere ya girdik bile girdik aç gözünü iyice baksana kzıım.. -Ah siz Sümerliler araştırmalarınız yalnış aslında, evet yalnış bir ay dört hafta değilde altı hafta bir sene on iki değil yirmi ay kadar diyen bir allahın kulu yok mu? Bunları araştıracak, kanıtlandıracak insan ne zaman yer yüzüne gelcek diye beklemekten helak oldum.. Bak yirmiki yaşına( (22) allahım rakamı bile kötü yaa ) bastım yaşlanıyorum yaş kompleksine girdim resmen.. Yıllar bu kadar seri geçmesin yaa. Günler birbirini boğazlayıp öldürecekmiş gibi kovalamaktan vazgeçsin artık Bişi olmayacak ağır ağır geçin, ben kefilim! -Daha gecen gün perşembeydı, ne çabuk geldin dedim sabah sabah!  Geçen sene neler yaşadığım dün gibi.. "Bu kadar gaddar olmayın sevgili günler, aylar bizide düşünün.. Geliyorsunuz madem sizi doya doya yaşayalım. Hemen gitmeyin bizden, bak size çikolatalı sufle yapcam yeterki uzun uzun oturun en sevdiğim tatlıyı sizinle paylaşmaktan hiç gocunmam valla..Bu kadar seri olmayın pelaaaassssssss!"

* * *
Şimdi geçmişime bakıyorumda en mutlu olduğum gün: Annemin ameliyatan çıktıktan sonra evde çok tatlı güzel huzurla neşeyle etraftakı herkesle gülme krizene girdiğim dolu dolu bir ay.. Çok güzeldi annemin ameliyat masasından sağlam kalkması yeni neşe kaynağımızdı resmen.

En hüzünlü günüm ise: Çok düşünmeye gerek yok, annemin ameliyat olması gerektiğini söyleyen doktora annemin babamın hiç bişi söylemeyip susup kararı benim vermiş olmamdı..

En kötü/ mutlu olduğum an:  Kız kardeşimin üniversiteyi kazanıp evden ayrıldığında konuşucak didişicek kavga edicek saçmalayacak bayat espirilerime gülecek kimsenin kalmamasıydı..

En iyi dostum ise : En kötü zamanlarda bilse sığındım bana destek olan yol gösteren sığınağım sevgili can dostum "kıpırtı" ( uzun ugraşlar sonucunda bu nicki taktım :P ).. Ve hala öyle onu çook seviyorummm!

En boktan günüm: Kız arkadaşımın dostum sandığım insanın aslında benim yüzüme gülüp arkamdan kuyumu kazıyabilecek insan olması, bunu herdafsında yapıp özur dilemesi ve benim ise onu affedip dostluğumu sürdürme salakllığı! Hep böyle etrafımda bi sağlam dostum yok. (yukardakı kişi hariç.)

Yeni yıllıa ilgili söyleyeceklerim bu kadar değil elbet.. Seni bi daha masaya yatırıp delik deşik edicem yeni yıl, o yüzden gelmek için o kadar acele etme!

7 Aralık 2010 Salı

Yağmur... / Çikolata Kadar Tatlısın Huzur!

Dün yağmur yağdı güzelim "Adana" mda.. Hafif rüzgar la birlikte dans eden ağaç yaprakları, yağmurun bir aşk şarkısı kadar tatlı olan sesi, yerlerin sırılsıklam olması, toprakla yağmurun birleşip etrafa hasta olunabilcek koku sarmasını -Özlemişim.. Ben aslında "yağmur"u özlemişim! Bu sene kimse tutamayacak beni anlaşıldı. Yağmurun altında donum ıslanana kadar yürümeyi düşünüyorum. Üzerime yağsın, saçlarımdan süzülsün yağmur damlaları. İliklerime kadar üşümek istiyorum. Sonunda hastlanıp yatağa düşsemde, evet istiyorum.. Belki bana eşlik edicek bir deli bulurum kim bilir...


Sebepsiz tarifsiz biz huzur var içimde.. Böyle kadife, tatlı bir bulutun üstündeymişim gibi.. Güzel şeyler olucak hissine kapıldım nedensiz.. Hep gülerim ben sebepsiz yere, ağzım kulaklarımdadır hep.  Şen şakrak bir hatun oldum kendimi bildim bileli.. Ama bu defa farklı, hafif korku, azcıkta acı, fazlasıyla neşe.. Çikolata kadar tatlı bir duygu, belkide daha fazlası.. Bu gün fazlasıyla güldüm, öyle gülüncek fazla bir durumda yok, ama karnımı yarıla yarıla gülerken buldum kendimi.. Hatta gülmekten yaşlar bilde doldu gözüme. Pc başında arkadaşımla koyulaşan muhabbet görülmeye değerdi doğrusu.. Nedenini her ne kadar anlamış olmasamda sorgulamıyorum kendimi. Merak etmiyorumda. Gökyüzüne bakıp yıldızlarla göz göze gelmek, aldığım nefesin soğukluğunu ciğerlerimde hissetmek, hissedebiliyor olmak, beni benden aldı, tekrar tekrar... Galiba 2011 yılı bana çok uğurlu gelicek. En azından buna inanmak istiyorum. Son iki seneyi arkamda bırakıp hiç bakmamak, unutmak silebilmek mümkün olsaydı keşke.. Ama olsun, acılarda olmasa mutluluğun tadı çıkmazdı ki, mutluluğun ne olduğunu bile anlayamazdık hatta. Acılarımızda mutluluklarımzıda bizim.. Onlarla yaşayabiliyoruz nasıl olsa.

Aslında "Cem Adrian" dan "Yağmur' u" dinletcektim. Ama konuyla alakasız bugün takıldığım, büyük ihtimalle bu takıntıya bir müddet daha devam edeceğim o parça eşlik etsin bu yazıya..

Anathema- flying Mutlaka tıkla!

2 Aralık 2010 Perşembe

2010 Yılının En Kötü Ayı Olarak Seni Ödüllendiriyorum! Kasımmm!






    Etle tırnak gibi olmuştuk telefonumla, msjlarımı ekrana bakmadan yazma  kapasitesine nail olmuştum.. O beni idare ediyor bende onu.. Çok hırpaladım onu, duvarda kıvılcımlar çıkacak kadar sürtüldüğünü bilirim.  Böyle kıskanılası bi haldeyiz ama, msjlaşmaktan telefonumun tuşları çürümesinden milletin meraklı bakışlarına maruz kalmıştık ikimiz. Kaç defa değiştireceğimi söyleyip bi türlü bırakamamıştım onu, dedim ya o kadar alışmışız ki birbirimize ne o beni bırakabıldi nede ben onu! Taki anacığımın telefonumu eşofmanımla birlikte makinaya atıp deterjan kokusundan kafayı bulan, sıcak sudan haşlanan, ammmaaa büütüüün kirli konuşmalarından ve virüslerden arınana dek çitelenmiş olana dek! Kötü bi son oldu, ama en azından temiz oldu yahu..

Telfonumun ardından işsizliğim yüzüğüme tokat gibi çarpılmasında bi irkildim ki, gözyaşlarımı süzülmeye başladı.Telefonsuz kaldın lan! İşinde yok, nasıl alıcaksın, ne yapacaksın, bir yıldır evdesin ama bi boka sap olamadın, paranı sağa sola savurdun, iş bulmayacaksın ömrün boyunca babanın bankasından yiyeceksin, sonrada hepsini rapor edeceksin diye düşüncelere savrula savrula durdum. Kredi kartımın limitide dolmuştu, anneme bağırıp çağırdım. Üzülme deyip kredi kartını verdi bana, tabi bende soluğu alışveriş merkezinde aldım. Cillop gibi  göz kamaştıran dokunmatik beyaz tenli tam fıstık gibi bi hatuna benzeyen telefon aldım. Ama kendi telefonumdan görünce ise içim sızlandı lan. Dudaklarımı büzüvermişim farkında olmadan, hatta acaba yine ondan mı alsam diye içimden geçirdim, meğersem dışımdan söyleyivermişim.. Kardeşim  "manyak mısın fıstık gibi telefon aldın daha ne istiyorsun" dedi.. Aldım, ama öncekindeydi aklım.

Sonra eski sevgilim vardı ya, hani şu katır gibi inatçı olan.. Ondan ne kadar kaçtıysam o kadar yoluma çıktı.. En son araya büyükleri koyup onunla görüşmem için onlardan rica etmiş. Uyanık kıramacayağımı biliyor ya kesin olur diye dayıma gitmiş mal herif. Dayım sadece görüşün konuşun diyince üstüne ısrar edince; "iyi lan gideyim istemediğimi yüzüne vura vura ben söyleyeyim şu baskıların acısını burnundan fitil fitil getireyim deyip" gittim. Masaya bi baktım ki kuzenimide almış yanına sanki kuzen benim kuzenim değilde onun yıllardır tanıdığı kuzeniymiş gibi duruyorlardı ya.. Sinir oldum ama bozuntuya vermedim masaya geçtim oturdum. -Boşa harcayacak zamanım yok sana en fazla 5 dk verebilirim dedim. Hemen konuya atladı. sensiz olmuyorda yok bilmem sen farklısında falanda filanda  zırvalamaya başladı. Ben ise yüzüne bakıp -sahiden  sevmişmiydim ben o zamanlar diye düşünmeye başladım Sonra etrafa bakınıp duruyordum, tavla oynayan iki gencin fanatik seyirici olmaya başladım. Hemen tam karşıda yakışıklı yunan heykeli gibi bi çocuk vardı ara ara bana bakıyordu, hala bakıyor hala bakıyor bakıyor bakıyor bakıyordu!.. Çok yakışıklıydı lan öyle böyle değil, allahım bu salak karşımda ve  kısmetimi kapatıyor diye hayıflandım.. Her neyse, bende herşey bitmiş, bunu kafana sok lütfen daha fazla beni arayıp etrafımdaki insanlarla benim hakkımda konuşma. Hayatımda başka biri var gayet mutluyum, seninde hayatına başkasını alma vaktin gelmiş, zaman kaybetme demeyi ne çok isterdim lan. . Söyleyemedim, çünkü acınaacak haldeydi. Zayıflamış göz altı çökmüştü, zavallı gibi gördün bana. Senden hiç bi beklentim yok cafede oturan insanlardan farksızsın benim için,  ilgin rahatsızlıktan başka bişi vermiyor, bittin  dedim çıktım.


Biterken az zarar verdiğini düşündüğüm, ama gider ayak yine bana kötü bi son hazırlamış olup hüsrana uğratan bu yılımın en kötü ayı olarak ödüllendirdiğim Kasım ayını kızgınlıkla sitemlerle noktalandırıyorum.