29 Aralık 2010 Çarşamba

Fizy böyle çaresiz , fizy böyle derbeder , fizy böyle ortalarda bırakma.

Her gün pc başına geçtiğimde ilk işim fizy açıp, dinlemek istediğim sanatçının adını karalayıp tümünü oynat butonunu tıkladıktan sonra  hoparlörün sesini sonuna dek açıp, kulağımı şenlendirmek olmuştu.. Üşengeç, tembel bir yapıya sahip olduğumdan mıdır yoksa uğraşmak istemediğimden midir bilmem, mp3 indirmek için yeltenmem fazla. Dilime dolanan yahut bu sanatçı bu sene sağlam müzik yaptı hadi albümünü  indirelim dediğim ise istisna bir durumdur. Pc icad edildiği zamandan bu yana ise, albüm almaz oldum zaten. Çoğumuz böyleyizdir muhtemelen. Radyolar, müzik seti pek kullanılmaz olmuştur.. Zira bizim evdeki müzik seti bile inzivaya çekileli yıllarını almıştır. Rodyo dinleyecek olursak ta pc den açar dinliyoruzdur.  Müzik kütüphanesi  olarak nitelendirilen fizy bu sabah gözü kör olasıca MÜYAP  tarafından kapatıldığını öğrendim.. Tamam belki albüm satışlarını tetikleyecek bir parogram, ama uzlaşmak için başka bir kapı aralanabilirdi. . Hem bu  Müyap ülkedeki müzik adına olumlu bir şeyler yapmak istiyorsa fizy'e değil Ezik Şarkıcı seviyesindeki popçulara erişimi engellemeli. Bu gün resmen öfkelenmiş oldum  cephe alıp face de "Fizy açılmasını isteyen milyonlarca üye bulabilirim" diye bir grup açmayı bile düşündüm.. Ama bir yararı olur mu diye kestiremediğimden ötürü caydım.. 

Velhasıl, Fizy siz mutlu yıllara TÜRKİYEM!

16 Aralık 2010 Perşembe

Yeni yıl gelme eskiyeceksen, gideceksen sende, hiç gelme otur oturduğun yerde!

Yeni yıl geliyor tey tey tey tey tey alın elinize mendilleri halay çekelim hadee hadee.. Coşalım yeni yıl geliyor ya kutlamak lazım.. Sonra kırmızı "don"  giymek lazım.. Belki uğur getirir falan diye, hatta noel baba gelir geyikleriyle ay ışığında evimizin bacasına hediye bırakır.(Ama bizim evin bacası yok ki lan biz apartmanda oturuyoruz ne olucak ? ) Millı piyangoda almak lazım şimdi, bi umut tohumunu daha alıp ekip yeşermeden kurumasını izlemek lazım. Lazımda lazım!
Kim çıkarmış bu adetleri valla çok merak ediyorum öyle yazarken aklıma geldi ? Noel baba hikayesını kim kıçından uydurdu, hadi uydurdun neden baba da anne değil, anne daha güzel olmaz mıydı? Tatlı çıtır bi hatun falan mesela? Hele hele kırmızı donun uğur getirmesi ne alaka! Madem uğur getircek neden don, yada neden kırmızı? Geyiklerin kanadı olmamasına rağmen yerçekimine nasıl meydan okuyorlar?  Noel baba o koca sürekli kaşıdığı göbekle nasıl yürüyüp önünü görebiliyor vs.. vs. Bu böyle uzar gider..

Kocaman bi yılı daha geride bırakmaya ramağın ramağı kalmış.. Son haftalara girmek üzereyiz artık.. Ne üzere ya girdik bile girdik aç gözünü iyice baksana kzıım.. -Ah siz Sümerliler araştırmalarınız yalnış aslında, evet yalnış bir ay dört hafta değilde altı hafta bir sene on iki değil yirmi ay kadar diyen bir allahın kulu yok mu? Bunları araştıracak, kanıtlandıracak insan ne zaman yer yüzüne gelcek diye beklemekten helak oldum.. Bak yirmiki yaşına( (22) allahım rakamı bile kötü yaa ) bastım yaşlanıyorum yaş kompleksine girdim resmen.. Yıllar bu kadar seri geçmesin yaa. Günler birbirini boğazlayıp öldürecekmiş gibi kovalamaktan vazgeçsin artık Bişi olmayacak ağır ağır geçin, ben kefilim! -Daha gecen gün perşembeydı, ne çabuk geldin dedim sabah sabah!  Geçen sene neler yaşadığım dün gibi.. "Bu kadar gaddar olmayın sevgili günler, aylar bizide düşünün.. Geliyorsunuz madem sizi doya doya yaşayalım. Hemen gitmeyin bizden, bak size çikolatalı sufle yapcam yeterki uzun uzun oturun en sevdiğim tatlıyı sizinle paylaşmaktan hiç gocunmam valla..Bu kadar seri olmayın pelaaaassssssss!"

* * *
Şimdi geçmişime bakıyorumda en mutlu olduğum gün: Annemin ameliyatan çıktıktan sonra evde çok tatlı güzel huzurla neşeyle etraftakı herkesle gülme krizene girdiğim dolu dolu bir ay.. Çok güzeldi annemin ameliyat masasından sağlam kalkması yeni neşe kaynağımızdı resmen.

En hüzünlü günüm ise: Çok düşünmeye gerek yok, annemin ameliyat olması gerektiğini söyleyen doktora annemin babamın hiç bişi söylemeyip susup kararı benim vermiş olmamdı..

En kötü/ mutlu olduğum an:  Kız kardeşimin üniversiteyi kazanıp evden ayrıldığında konuşucak didişicek kavga edicek saçmalayacak bayat espirilerime gülecek kimsenin kalmamasıydı..

En iyi dostum ise : En kötü zamanlarda bilse sığındım bana destek olan yol gösteren sığınağım sevgili can dostum "kıpırtı" ( uzun ugraşlar sonucunda bu nicki taktım :P ).. Ve hala öyle onu çook seviyorummm!

En boktan günüm: Kız arkadaşımın dostum sandığım insanın aslında benim yüzüme gülüp arkamdan kuyumu kazıyabilecek insan olması, bunu herdafsında yapıp özur dilemesi ve benim ise onu affedip dostluğumu sürdürme salakllığı! Hep böyle etrafımda bi sağlam dostum yok. (yukardakı kişi hariç.)

Yeni yıllıa ilgili söyleyeceklerim bu kadar değil elbet.. Seni bi daha masaya yatırıp delik deşik edicem yeni yıl, o yüzden gelmek için o kadar acele etme!

7 Aralık 2010 Salı

Yağmur... / Çikolata Kadar Tatlısın Huzur!

Dün yağmur yağdı güzelim "Adana" mda.. Hafif rüzgar la birlikte dans eden ağaç yaprakları, yağmurun bir aşk şarkısı kadar tatlı olan sesi, yerlerin sırılsıklam olması, toprakla yağmurun birleşip etrafa hasta olunabilcek koku sarmasını -Özlemişim.. Ben aslında "yağmur"u özlemişim! Bu sene kimse tutamayacak beni anlaşıldı. Yağmurun altında donum ıslanana kadar yürümeyi düşünüyorum. Üzerime yağsın, saçlarımdan süzülsün yağmur damlaları. İliklerime kadar üşümek istiyorum. Sonunda hastlanıp yatağa düşsemde, evet istiyorum.. Belki bana eşlik edicek bir deli bulurum kim bilir...


Sebepsiz tarifsiz biz huzur var içimde.. Böyle kadife, tatlı bir bulutun üstündeymişim gibi.. Güzel şeyler olucak hissine kapıldım nedensiz.. Hep gülerim ben sebepsiz yere, ağzım kulaklarımdadır hep.  Şen şakrak bir hatun oldum kendimi bildim bileli.. Ama bu defa farklı, hafif korku, azcıkta acı, fazlasıyla neşe.. Çikolata kadar tatlı bir duygu, belkide daha fazlası.. Bu gün fazlasıyla güldüm, öyle gülüncek fazla bir durumda yok, ama karnımı yarıla yarıla gülerken buldum kendimi.. Hatta gülmekten yaşlar bilde doldu gözüme. Pc başında arkadaşımla koyulaşan muhabbet görülmeye değerdi doğrusu.. Nedenini her ne kadar anlamış olmasamda sorgulamıyorum kendimi. Merak etmiyorumda. Gökyüzüne bakıp yıldızlarla göz göze gelmek, aldığım nefesin soğukluğunu ciğerlerimde hissetmek, hissedebiliyor olmak, beni benden aldı, tekrar tekrar... Galiba 2011 yılı bana çok uğurlu gelicek. En azından buna inanmak istiyorum. Son iki seneyi arkamda bırakıp hiç bakmamak, unutmak silebilmek mümkün olsaydı keşke.. Ama olsun, acılarda olmasa mutluluğun tadı çıkmazdı ki, mutluluğun ne olduğunu bile anlayamazdık hatta. Acılarımızda mutluluklarımzıda bizim.. Onlarla yaşayabiliyoruz nasıl olsa.

Aslında "Cem Adrian" dan "Yağmur' u" dinletcektim. Ama konuyla alakasız bugün takıldığım, büyük ihtimalle bu takıntıya bir müddet daha devam edeceğim o parça eşlik etsin bu yazıya..

Anathema- flying Mutlaka tıkla!

2 Aralık 2010 Perşembe

2010 Yılının En Kötü Ayı Olarak Seni Ödüllendiriyorum! Kasımmm!






    Etle tırnak gibi olmuştuk telefonumla, msjlarımı ekrana bakmadan yazma  kapasitesine nail olmuştum.. O beni idare ediyor bende onu.. Çok hırpaladım onu, duvarda kıvılcımlar çıkacak kadar sürtüldüğünü bilirim.  Böyle kıskanılası bi haldeyiz ama, msjlaşmaktan telefonumun tuşları çürümesinden milletin meraklı bakışlarına maruz kalmıştık ikimiz. Kaç defa değiştireceğimi söyleyip bi türlü bırakamamıştım onu, dedim ya o kadar alışmışız ki birbirimize ne o beni bırakabıldi nede ben onu! Taki anacığımın telefonumu eşofmanımla birlikte makinaya atıp deterjan kokusundan kafayı bulan, sıcak sudan haşlanan, ammmaaa büütüüün kirli konuşmalarından ve virüslerden arınana dek çitelenmiş olana dek! Kötü bi son oldu, ama en azından temiz oldu yahu..

Telfonumun ardından işsizliğim yüzüğüme tokat gibi çarpılmasında bi irkildim ki, gözyaşlarımı süzülmeye başladı.Telefonsuz kaldın lan! İşinde yok, nasıl alıcaksın, ne yapacaksın, bir yıldır evdesin ama bi boka sap olamadın, paranı sağa sola savurdun, iş bulmayacaksın ömrün boyunca babanın bankasından yiyeceksin, sonrada hepsini rapor edeceksin diye düşüncelere savrula savrula durdum. Kredi kartımın limitide dolmuştu, anneme bağırıp çağırdım. Üzülme deyip kredi kartını verdi bana, tabi bende soluğu alışveriş merkezinde aldım. Cillop gibi  göz kamaştıran dokunmatik beyaz tenli tam fıstık gibi bi hatuna benzeyen telefon aldım. Ama kendi telefonumdan görünce ise içim sızlandı lan. Dudaklarımı büzüvermişim farkında olmadan, hatta acaba yine ondan mı alsam diye içimden geçirdim, meğersem dışımdan söyleyivermişim.. Kardeşim  "manyak mısın fıstık gibi telefon aldın daha ne istiyorsun" dedi.. Aldım, ama öncekindeydi aklım.

Sonra eski sevgilim vardı ya, hani şu katır gibi inatçı olan.. Ondan ne kadar kaçtıysam o kadar yoluma çıktı.. En son araya büyükleri koyup onunla görüşmem için onlardan rica etmiş. Uyanık kıramacayağımı biliyor ya kesin olur diye dayıma gitmiş mal herif. Dayım sadece görüşün konuşun diyince üstüne ısrar edince; "iyi lan gideyim istemediğimi yüzüne vura vura ben söyleyeyim şu baskıların acısını burnundan fitil fitil getireyim deyip" gittim. Masaya bi baktım ki kuzenimide almış yanına sanki kuzen benim kuzenim değilde onun yıllardır tanıdığı kuzeniymiş gibi duruyorlardı ya.. Sinir oldum ama bozuntuya vermedim masaya geçtim oturdum. -Boşa harcayacak zamanım yok sana en fazla 5 dk verebilirim dedim. Hemen konuya atladı. sensiz olmuyorda yok bilmem sen farklısında falanda filanda  zırvalamaya başladı. Ben ise yüzüne bakıp -sahiden  sevmişmiydim ben o zamanlar diye düşünmeye başladım Sonra etrafa bakınıp duruyordum, tavla oynayan iki gencin fanatik seyirici olmaya başladım. Hemen tam karşıda yakışıklı yunan heykeli gibi bi çocuk vardı ara ara bana bakıyordu, hala bakıyor hala bakıyor bakıyor bakıyor bakıyordu!.. Çok yakışıklıydı lan öyle böyle değil, allahım bu salak karşımda ve  kısmetimi kapatıyor diye hayıflandım.. Her neyse, bende herşey bitmiş, bunu kafana sok lütfen daha fazla beni arayıp etrafımdaki insanlarla benim hakkımda konuşma. Hayatımda başka biri var gayet mutluyum, seninde hayatına başkasını alma vaktin gelmiş, zaman kaybetme demeyi ne çok isterdim lan. . Söyleyemedim, çünkü acınaacak haldeydi. Zayıflamış göz altı çökmüştü, zavallı gibi gördün bana. Senden hiç bi beklentim yok cafede oturan insanlardan farksızsın benim için,  ilgin rahatsızlıktan başka bişi vermiyor, bittin  dedim çıktım.


Biterken az zarar verdiğini düşündüğüm, ama gider ayak yine bana kötü bi son hazırlamış olup hüsrana uğratan bu yılımın en kötü ayı olarak ödüllendirdiğim Kasım ayını kızgınlıkla sitemlerle noktalandırıyorum.

30 Kasım 2010 Salı

Aşka Dair / Mimlendim, Hemde En Kazık Yerden :P

Mimlendim mimlendim.. Mim nedir diye soranları duyuyorum sankim :P Merak edilen konular üzerinde her arkadaşın görüşlerini almaktır diye biliyorum ben.. Evet kesinlikle bu. Sevgili  8ex-en8 tafından mimlenmiş oldum.. Burdan teşekürlerimi iletip ilk mim olarak bana zor olanı bahşetmiş olması, bir yandan duygulandırmakla kalmayıp korkutuyor :P Nasıl ne yazacağım diye düşünmekten bişi yazamacağıma kanaat getirmiştim. Neyse ki birşeyler zırvaladım :P Ama biliyorum ki şuan dolu dolu bir aşk yaşıyor olsadım, psikolojik olarak çok farklı bir sunum yapmış olabilirdim. Neyse.


Mim konumuz ; Dünyanın en bilinmeyen denklemi.. Aşk!


Aşk diyorum çünkü ardından epeyce yazılır çizilir.. Destanlar anlatılır, efsaneler yaşanmıştır. Şarkılar sözler yazılır ardından.. İki kişinin arasında ki dünyadır. Mutluluğu ile hüznü iç içe barındıran tek duygudur. Kimine göre gidenin ardından depreme maruz kalmış, bu enkazla yaşamya mahkumdur. ( Ama giden de öyle siyah öyle gri gitmeli ki, adına yine ve yeniden aşk denilebilsin! Kalırsa bu kadar sevilmez çünkü, adına aşk denilmez yoksa.) Kimi ise umursamaz yeni sevdalara yelken bile açmıştır.. 

Şimdilerde ise aşk alışkanlık boyutunda, heycan istemekte. Çünkü heycanlar, alışkanlıklar onu beslmekte. Hoşlanırsın, ilgi duyarsın beraber bir dünya kurarsın. Ama büyü kaybolduğunda hayatında olmazsada olur dersin, yol veririsin. Kah iki bacak arasındadır aşk,  kah gözlerine baktığında sana sonsuz bi gökyüzü vadedende. . Kah  en sevdiğin oyuncak, kah yalnızlıktan korktuğun için yanında barındırdığın bi süstür. Bencilliktir!

Zira aşk kimine göre mecburiyettir, kimine göre deliliktir...

Her neredeyse kiminleyse, işini çok iyi bilir. Bizi kendi çekiciliğine, gizemine tutsak edip arkamızdan gıcıklık bile yapabilir. Kabadır, o kadarkabadır ki, bize sormadan gelip içimize yerleşebilir taht kurabilir. Çelişkidir!  Alışklanlıktır! Güvendir!  Bazen bi fotoğrafta çarpık bi gülümsemeyle çekilen andır, bazen ise öfkeli tartışmanın ardından göz göze gelince herşeyi unutmaktır, sıcak bir sarılmadır. Ama aşk,  kurtulmamaız gereken uyuşturucu maddesi değildir! Daha ardından yazılır çizilir, böyle devam edilir.. Her ne ise bu illet kısa sürelidir. Miadı dolması yakındır.

Kimine göre sadece üç harflidir, kimine göre üç harften ibarettir..

Eros oklarını  tam hedeften vuramadığı için ahanda aşk bu haldedir :P Duy sesimii sevgili eros, sen biz kullara ok fırlatacaksan şayet tam kalbimizden vurulalım ki uzun vadeli bi aşka temel atalım. Zira emekli olunca aşktan yoksun kalacağız :P

Kural olarak benimde bi kaç kişiyi mimlemem gerekiyor. Konu Aşk olduğu için bende bütün zileyicilerimi mimleyip onların düşüncelerini merak ediyorum. Kolay gelsin hade bakayım, kolları sıvayın :)

23 Kasım 2010 Salı

Eski Sevgiliye Nanik! / Kaçırdım Keçilerimi Yakalayın Yakalayın Benim İçin :P



 Ne zaman  bir şeyden/ kişiden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.


      Fısıltı "neden bu kadar gerginsin, neden sinirlisin" diyen arkadaşlarım bana sakin olmam konusunda epeyce dil döktüler.. Hala döküyorlar.. Sabah sabah annemle kavga ettim, bu gazla kuzenim arasa onunlada kavga edicem.. Zira kendisi dün tam 3 saate yakın benimle konuşup beni ikna etmek için atla karayı seçti.. İkna etmesinin nedeni ise eski sevgilim ile tekrar görüşüp ona bi şans vermem!  Ne kadar kendimi paralasamda yırtınsamda karşımda ki o kadar kör, o kadar bencil, kendine o kadar güvenen, bulunmaz hint kumaşı sanan adam ona tekrar döneceğimi düşünmekte, deli gibi inanmakta.. Hayatımdan git diyen her zerremi inkar ediyor, tekrar bir şans vermem için bir umut bekliyor.. Ki ayrılığımızını bilmem kaçıncı ayındayız.. Evet saymadım, çünkü umrumda değil.. Ayrılmamızın nedenini burda yazıp kendimi yormaya hiç niyetim yok. Zira anlatmaktan, tekrarı asla demekten yorgun düşmüşüm. Dilimin kemiği olsaydı kırılacak noktaya gelmiş olurdu, o derece! He üzüldüm mü? Elbette üzüldüm. Ama en fazla bir erkek için bir hafta üzülürüm, o bile çok!
Şimdi çevremdeki insanları saçma entrikalarıyla aşılayıp,  paranoyak düşünceleriyle  üzerime salıyor. Yoruldum gerçekten.. Onunla mücadele etmekten, insanların düşüncelerinden, beni anlayamamalarından, kendimi izah etmekten, yoruldum.. Bu ilişki bana zarar vermekten başka hiç bi işe yaramadı.. Sevgim tükendi, en ufak bi kıvılcım dahi yok artık bende.. Uğruna göz yaşları döktüğüm adam artık benim için sıradan bir insan.. Yoldan geçen tanımadığım insanlar kadar yabancıyım ona.. Uzak dur benden, ne kendini nede beni daha fazla hırpalamaya hakkın yok.. Üzerimden attım seni parçalarcasına, Ben unuttum geçmişi/seni, sende unut beni. 

      


    Depresyon kapısını aralmış olup içeri girip girmemekte karasız kalmış vaziyetteyim.. Son 10 dk dır ( belki daha fazla) pc başındayım ve sadece tırnaklarıma odaklanmış, önce siyah, sonra mor, sonra kırmızı ojelerimi sürüp sürüp silmiş bulundum.. Tekrar kırmızıyı sürdüm en sonunda.. Sürekli duş alıp saçıma şekiller verip son olarak  boyayıp bakır renginin tadına baktım.. Evet bakırım şuan, ve kızıl, siyah beni beklemekte. Bi sonra ki aşamada onların tadınada bakıcak saçlarım.. Sonunda bi ucubeye benzemezsem iyidir.. Takıntılı, bişi söylediğim zaman anında yapılması, yada bi yerlere gitme arzusu, duvarların üstüme üstüme yürümesi, pc nin bana ekşi bir tad vermesi, kitaplarımın başımı döndürmesi, izlediğim filmlerin bana hiç bi şevk vermemesi moduna girdim resmen. Gece uyku tutmuyor saat gece yarısından sonra hortlak gibi balkona çıkıp sağdan sola soldan sağa yürüyüp (üstelik gecenin ayazsında, hava bu ) daha sonra saatlerce orda oturup karşıda ki ağaçları izleyip onlarında beni izleyip -hatuna bak bizi kesiyor, böyle dursam daha mı havalı olur, yoksa dallarımı oynatıp egzotik bir hava mı yaratsam ?   Dediğini düşünmeye başlamş oldum . "Şurda bi kedi olaydı da konuşsaydık, dertleşseydik o evden kaçmış sokakta başına gelenlerı bana anlatsaydı bende gülseydim. Şu telefon çalsaydı da arkadaşlarımı güldürdüğüm gibi onlarda beni güldürseydi.. Yada bi sapık musallat olsaydı da istediğim kadar küfür etseydim. Eve hırsız girseydi, aksiyonlu bi sahne tadında üzerine atlasaydım iki bacağının arasına bi tekme atsaydım  hayatım renklenseydi" diye hayıflanmaya başladım.... Gündüzleri ise avazım çıktığı kadar evde şarkılar söyleyip, yatağımın üzerinde hoplayıp, zıplayıp, dans edip kendimi kaybediyorum.. Bazen annemin beni izlediğini bile gözüm görmüyor. -Yine geldiler sana diyip köşeye çekiliyor.. Bazen ise kalıp kahkahalarla beni izleyip "ne kadar komik gördünğümü" söylüyor. Kendi kendime gülüyorum, krize giriyorum hatta sudan bi sebep üzerine.. Ağlancak yada üzülecek bir duruma gülebiliyorum.. En son izlediğim filmin duygusal sahnesinde kadın ölünce suratının haline gülüp "ne kadar komik görünüyor" dedğimi bilirim.. Bunlar aslında yıllardır bende, ama şu zamanlarda daha bir ağır basıyor. Sanırım mutasyona uğruyorum.  Yediğim yemeğin tadı küf  tutmuş bir meyve gibi.. Yada tarihi geçmiş bozulmaya ramak kalmış yaş pasta.. Hiç birşeyin tadı yok, hayattan soyutlanmış, dünyaya yabancılaşmış, gökten dünyaya düşmüş bi cisim uzaylı gibi yabancıyım evime. Evde oturmaktan keçilerimi kaçırıyorum sanırım.. O kadar sıkı bağlanmıştı oysa!  Tanrım depresif  hallerden sen beni koru :S



Not: Depresif hallerim kesinlikle yukarda (en üst ) yazmış olduğum konu ile alakalı değil.. Hiç iş tecrübesi olmayanların işe girip bok gibi para kazanıyor olmaları, ve benim tecrübeli olup işsizler kervanının bir numaralı üyesi olup iş bulamamam beni bunalıma sürüklemiş olup hayatımın içine sıçmakta! Ve ben sadece seyirci gibi etrafa bakınıyorum! Ben bile halime acıdım lan! Yinede gülerim ki...

19 Kasım 2010 Cuma

Bayram geldi, hissetiniz mi ? Hissedenler hissetmeyenlere hissetirsin lütfen :P

Tüüü allah seni ne etmesin fısıltı.. Bi kaç gün yazmayınca köreldin mi lan! Bu kadar zayıfmıydı senin kalemin :P Bak blogunda sana küsmüş, darılmış, dudaklarını büzmüş, ama ara ara göz kapaklarının arkasından seni yokluyor.. Hade hade git de bi gönlünü al blogunun.. Bu gün bayram hem öpüşüp koklaşın dargın kalmayın.  Çok olmadı son beş dk içerisinde mırıldanı verdim, gelimde bayramlaşalım dedim.. Gel öpeeemm blogumm Muç muç. Bak bide sana boool pirzola getirdim doya doya ye, yedikçe beni hatırla emi  :P


Bayram uzun zamandır görmediğimiz, sevdiğimiz, değer verdiğimiz, haytımızın bel kemiği olan ama ufak saçma bi nedenden ötürü görüşmediğimiz insanların dargınlığımızın son bulması nedeni ile, ve Tanrıya olan şükranlıgımızı dile getirdiğimiz kutsal bir gün.  Tabi eski bayramlar gibi olamaz.. Hani çocukluğumuzda ki bayramlar yok mu lan o zamanları diyorum.. Ahh ne güzeldi o zamanlar.  Bayram gelince  farklı eşsiz bir hava ile gelirdi.. Kokusunu bütün evrene yayar o kokunun himayesinde olan çocukların ciğerlerine resmen şenlik katardı. O çocuklardan bitaneside bendim.. Ama şimdi büyüdük ya bayram benim için bayram olmaktan çıkmış bayram öncesi temizlik sendromuna tutuşturulmuş yegane kabus olma yolundadır!


Bu ne ya temizlik yap yap anam ağladı.. Sanki gelen misafirler bana perdeleri inceleyecek, camları kontrol edicek, sonra mutfağına girip dolablarını kurcalayacak. Çatal ve kaşıklarına haşin bakışlarla taciz edecek gibi düşünmeye başladım.. Ev temiz olsa bile "hayır olmaz gelenktir yapmak şart " diyen anneme isyan bayrağını çektim artık.. Ben iş kadını olmak için doğmuşum, ev kızı olmak bana iki numara büyük geliyor  daha fazlada olabilir..

Sinemaya gittim ilk gün sinemaya gidilir mi demeyin! Zira yorgunluktan pestilim çıkmış -olsun oturayımda neresi olursa, ne olursa olsun yapacağım- diyecek vaziyeteydim. New Yorkta Beş Minare ye gittik bütün kuzenlerimle.. Film duygusal, film dram, film aksiyonlu sahnelerle donatılmış. Zaten ilk on dk conter oyunu vardı ya, hani pc oyunu kendimi bir an o oyunun içinde sandım.. Tıpa tıpın aynısıydı! Ben öyle hissetmişte olabilirim tabi.  Ama beni pek sarmadı, çünkü iki çatlak kuzen ve çatlak kız kardeşim sinemanın orta yerınde beni kahkaha ya boğdumaz mı? Sinemeya her gittiğimde patlamış mısırdan ölen tek insan olarak tarihe geçegimi düşünürdüm. Ama artık düşüncemin yeni versiyonu, iki çatlakla sinemada kahkahaya boğulan ve korkunç bakışlar altında ezilen tek hatun olarak değişmiş oldu.. O da yetmezmiş gibi hemen solumda oturan kuzenim yanında, beyaz gömlekli esmer, uzun, boylu atletik vucuda sahip bi genç bana bakıp bakıp durdu. Sürekli oturduğu yerde rahat değilmiş gibi izlenim verip, o esnada bana bakmaya çalışan gence bi bakış attıp ki evlere şenlik! Yine ara ara bakmaya çalıştı hafif tırsık, hafif tedirgin bakışlarla.. Heytt yeter dedim lan! Filmden bi bok anlamadım.. Bu da bana ders olsun çatlaklarla sinemaya gidip, bakışlar altında linç olacağıma, patlamış mısırdan ölüp tarihe geçmem daha kaliteli olmuş olur dimi ama..

Şimdi ise evde bayramımla beraber bir güzel hasret gideriyoruz..  Loş ışıklar altında patates cipsleri ile aksiyon dolu bir film izleyeceğiz. Yine gidicek sefere çıkıcak, gitmeden onu özel hissetirmeliyim. Kim bilir, belki bidaha ki gelişinde bana çocukluğumu hissetirir!



Bu arada hepiciğinizin bayramını kutlar öperim.. Şekerlerimden alın lütfen, zira hepinize yetecek kadar var :)

11 Kasım 2010 Perşembe

Tiryakinim!



           Öyle moralimiz sıfır olup azıck alışveriş yapıp kendimize gelelim dememiz biz bayanların aslında arkasına sığındığımız en güzel bahanemizdir.  Neden bilmem ama alışveriş yaparken biz (ben) hatunların kanında sanki yüksek oranda adrenalin yüklenmiş, beğendiğin herşeyi al diye, programlanmış bir robot gibi şekil almaya başlıyoruz..Sanki vitirnlere bakıp iç çekmemiz yetmezmiş gibi şimdide internet üzerinden alışveriş siteleri kullanılmaya, oturduğun yerden sipariş verip ayağına getirten yöntemlerde icad edildi.. Hemde gözümüze soka soka!  Vitrinde / alışveriş sitelerinde gördüğümüz bi cekete gönül koyarız. Bir mini eteğe iç çekeriz, gördüğümüz normal bi jean e -aman tanrım ne kadar tatlı diye uyduruk iltifatlarda bulunuruz.  Önünden geçtiğimiz  her vitrinde, yada nette dolanırken gördüğümüz bir elbiseye "bu defa kalsın" diye içimizden geçirirken arkamızdan - nanik nanik yaparcasına; sen almasan başkası alır sende pişmanlığınla yakınırsın dediğini düşünürüz. Aslında ben böyle düşünürüm.. Evet bu benim iç sesim, kendimle boğuşmamın ve yenildiğim iç savaşım

Gardrobum ne kadar dolu olsada, hiç giymediğim, etiketi üstünden koparılmamış kıyafetlerim dolabımı süslese de yinede vazgeçemez illaki ve illaki daha dahasını, hep fazlasını isterim. Çok gözlemledim, seyirci gibi etrafımı seyrettim hep.. -Sorun bende mi diye?  Hatunlara baktım baktım, ve sadece anormal olan hatun ben olmadığımı, bütün hemcinslerimin benimle aynı kaderi yaşadıklarına dair kanaate vardım. Biz hatunlar  doyumsuz olarak dünyaya gelmiş varlıklarız. Bu tabi kıyafetlere olan düşkünlüğümüzden ibaret..  Kendime bakıyorum bakıyorum "kızım sorunun ne" diye kızıyorum. "Gardrobun baştan aşşağı dolu, hala giymediğin kıyafetler duruyor" desemde kendi kendime, düşüncelerimde  hiç bi değişim olmuyor malesef. Ve ben her alışverişe çıktığımda içim büzülmüş, derim zımparalanmış gibi bi hüzünle bi acıyla geliyorum evime. Çünkü vitrinden bana bakıp göz kırpan, büyü gibi beni büyüleyip beni tavlayan,  "bak senin olmam için sadece kredi kartını kullanmam yeterli" diye bas bas bağıran kıyafetleri alamamam, ahanda beni bu kıvama getirmiş olup, tarifsiz bi duygu ile baş başa kalmam beni hasta ediyor! Ki kendimi frenlemesem çok iyi biliyorum ki, bütün paracıklarımı kıyafete harcayacağım. Sevgili anneciğim; "Koca size dayanmaz, siz adamı iki günde batırırsınız o yüzden kapınıza gelen iyi kısmetleri tepmeyin! Zira size istediğiniz hayatı sağlayacak kısmetleri kaçırırsanız başınızı taşa duvara vurursunuz" der durur.. Kadın haklı anacım.. Bende bu alışveriş tutkusu varken, değil zengin sevgili, zengin bir koca,  petrol sahibi bi adam dahi olsa bana yetemeyeceğini biliyorum. Zira o çalışıp duruken ben kredi kartlarıyla o mağazadan diğer mağazaya laylaylom edasında fink atarken, o cüzdanımı doldurmakla meşgul olucaktır büyük ihtimalle. Bu bir hastalık, bu platonik bi aşk kadar acı verici, bu bir hastaya mikrop aşılamak gibi bişi biliyorum. Ama kendimi frenlemeyi öğreniyorum.. Ve bu hastalıktan kurtulacağım günü "özlemle" bekliyorum..

Kendimi frenleyip, kanımda ki adrenaline yenik düşmemek için iki gün önce kendimi zar zor tuttup, sadece iki badi almakla yetindim..Tekrar alışverişe çıktığımda o deri ceketi, jean ve spor ayakkabıyı alıp uzun bi süre bu sevdaya ara vermeyi düşünüyorum.. ( bu son inan ki ) Bundan sonra böyle! İhtiyacım olmadığı müddetçe harcama yapmayacağım.. Hatun dediğin azcık tutumlu olur dimi ama! He bu depremi aştıktan sonra zengin bir sevgili / koca ya gerek kalacağını da hiç düşünmüyorum! Hatta evleneceğimi bile düşünmüyorum lan. Zira bu fikir bana ufukta görünemeyecek kadar uzak!

5 Kasım 2010 Cuma

Hayallerimle Oynamayın Lan!

         "Tamamdır lan! Bu defa kesin oldu bu iş.. Tecrübe istiyorsa al sana kapı gibi 3 yıl. Üstüne orda şahidimde var. Zira kendisi benim eski kalfamdır.. Yırttın kızım yırttın! Alındın işe, artık doyasıya alışveriş yapabilir, zıvanadan çıkabilir, paracıklarını eskisi gibi sağa sola harcayıp keyfini sürebilirsin. Elbise dolabını bile yenilersin hatta  " demiştim ne büyük bir heycanla... Böyle bir şirinlik abidesiydim... Salak, dereyi görmeden paçayı sıvamasana.. Hadi sıvadın en azından hayal kurma gerzek! Ne çabuk unuttun iş hayatını, siyaseti politikayı!

Sabahınm köründe afedersiniz karganın bokunu bile yemediği (saat 9,00 suları şey, normalde 12 de uyanırımda)  anda telefonum sesi ile uyanmış olup "kızım tekniker aranıyor hadi bi gelde konuş "dedi eski iş yerinden sevgili kız arkadaşım.. Kalktım soyundum, döküldüm, cicilerimi giyip süslenip gittim eczaneye. Önce ilaç alıcakmış gibi yapıp, sonrada uygun anı bulduğum anda açıcaktım konuyu.. Derken fısrat ayağıma geldi "oğlum hastanede fazla durma bak eleman yok yetişemiyoruz" dedi çatık kaşlı beyaz saçlı temiz suratlı adam. Hemen atlayı verdim;
-Pardon elemana ihtiyacınız var sanırım?
-Evet kızım dört dörtlük bir eleman arıyorum ben . 
-Karşınzıda 3 yıllık tecrübeli bir bayan var eğer şartlar uygun olursa çalışabiliriz belki . Gudubet bakışlı adam. -Hayır dört dörtlük istiyorum ben kızım, (aslında erkek, aslında benim cinsim, aslında bayan olmayan der gibi baktı öküz herif), pc programını biliyor musunuz?
- Elbette pc ile aram çok iyidir, çok iyi anlaşırız veletle. Şayet sistem değişmedi ise elbette anlıyorum ama değişmiş ise 2 gün içinde kaparım.
"Olmaz dört dörtlük bir eleman arıyorum ben" diye papağan gibi tekrar etti. "O zaman siz eleman almaya meyilli değilsiniz, elemanlarınız burda koşuşturup hastalara yetişemiyor diye siyaset yapıp elemana ihtiyacım var demenize gerek yok. Kim dört dörtlük bir eleman görmüş ki biz patron görelim" dedim. Fuck You!" ( son kelimeyi içimden dedim tabi )


Birde senin karşında iş hayatına damgasını vurmuş bir bayan var be adam. Ben ki 2 yıl sigorta sektöründe çalışmış, bu süre zarfında  herşeyi kapmış, muhasebeye bakan, asistanlık yapan, yeri gelince idari işleri yöneten, patronumun kırıklarını toplayan iş kadınıydım ben! Hee neden işten ayrıldın diye sorarsanız; Sevgili patronum İstanbula taşınıp Ntv kanalında Spor Editörlüğü yapmak için yol alınca, ben işte böyle ortada kaldım. Ama iş'te ayarladı patroncum bana. Evime çok uzak olup, iki vasıta değiştireceğim için kabul edemedim. Ex Patronum gideceği hafta içinde içim baya büzülmüştü. Zira biz onunla patron eleman değilde iki arkadaş, abi kardeş gibi olmuştuk lan :( Gider ayak yine iş ayarladı bana, ama benim kıçım kalkmış "yok burak bey biraz dinleneyim sonra çalışıcam" dediğim için ahanda böyle rezil bir duruma sürüklenmiş vaziyetteyim. Ve aralık ayından sonra işsizliğimin tam tamına 1. yılı dolmuş olucak.. Belki küçük çapta bi kutlamada yaparım eski işimi yad edip. Anlayacğınız yaşadıklarım tamamen müstehak bana.:( 
 Burdan sevgili blogumun aracılığıyla, gudubet bakışlı herife sesleniyorum! Kafanı taşlarada vursan bok gibi maaşta vericem desen artıkın senin iş yerien adımımı bile atmaya tenezül etmem. Bide sürekli senden ilaç alışverişi yapardık. Almıyoruz lan artık senden ilaç milaç. Kara kedi gibi bütün akrabalarımı dostlarımı sırf senin gıcıklığına yanında ki rakip eczaneye göndertmezsem, çikolatanın tadına bir daha bakmak nasip olmasın!

Not: Eve doğru yol alırken küçücük bi çocuk yeşil gözlü, beyaz tenli yuvarlak yüzlü bi velet yanaştı bana. Bende telefonda arkadaşıma olanları anlatıp sinirliydim.. Bilmem ne abi gönderdi dedi, anlamadım ismini tam duyamadım.. Elime küçük bi not iliştirdi ve kayboldu.. İçinde bir telefon numarası, çocuk ortalardan kaybolmadan seslendim, döndü baktı elimde ki kağıdı parçacıklara ayırıp attım! Cevabımı söylemiş bulundum ve yoluma devam ettim..Sonra acaba kimdi o diye sorularla boğuşmaya başladım. Aman çokta tın!

3 Kasım 2010 Çarşamba

Kendimi Terlikle Kovalayasım Var.. Hemde Topuklu Olanından! Olsun Yinede Severim Seni Papucumun Topuğu.

        Ah topuklu terlikler, ayakkabılar, şaheserler ve o kadar da çile çektirenler.. Bu gün size değinecek, hayranlarımı ve sitemlerimi dillendireceğim. Ne kadar hoş görünüyor dimi hemen sol tarafta ki resim? Topuklu  olan her nesne (ayakkabı demiyorum dikkatinizi çekerim )  bir bayan'a zerafet, çekicilik, ve  estetikliği nasılda kanzadırır... Duruş, yürüyüş, fizik her daldan daha bi alımlı nasıl da gösterir bayanları..  Özellikle dişiliği kabak çiçeği gibi açan,  önemli unsurlardan yalnızca bir tanesi. Tabi bunu yürüyebilen bu zafere nail olmuş bayanlar adınadır övgülerim.. Lakin birde şu vardır ki, bu yolda ilerleyen ve bir türlü başaramayan, çaba sarfedip her defasında yere çemkiren, ayacıklarımıza giydiğimiz bu sevgili papuçların bize çin işkencesi yaşatmaktan nasibini almış hatunlardan birtanesiyim ben! Bir gün dışarda yolda ayağı burkula burkula ahlayıp sızlayan bi hatun görürseniz bilin ki o benim, benim neslimin türüdür! İşte bi topukla didişecek, idare edemeyecek kadar beceriksizim ben! Dolabım topuklu ayakkabılarla terliklerle doldurdum takıştırdım. Günlük hayatta kullanmam elbet. Hani olurda düğün, özel günler, yemek falan olur diye dolabıma şey ettirmiştim.

Converse'lerim düz taban sandalet'lerim, ayakkabılarım onlar benim can ciğerlerim tabi, apayrıdır onlar.  Rahatlığımın, istediğim gibi hoplayıp zıplamamda onların payı tartışılır gibi değil. Amma topuklular cemiyetinden de hiç kopamamışımdır. En son hatırlarım ( geçtiğimiz pazar )  kadim dostumun düğününde giydiğim topuklu ayyakabımdan rahatsız olmuş, dışarda yalın ayak yürümeye başlamış, insanların çatık kaşlarla "bu kız manyak mı?" diyen bakışlara umursamdan yoluma devam etmiştim. Napıyım anacım can bu can! Acıyınca görmüyor gözün sağı solu, hele ikide bir ayağın burkulup ayakkabı vurunca bide Allaaaahhh!! Serçe parmağıma dokunup "Bak! bak! Nasılmış benim üzerime basa basa yürümek, ben adamı öyle değil böyle yürütürüm nihahahahaha" diye filmlerin kötü kahramanı gibi gözükünce gözüme dayanamadım anacım. Çıkarı verdim bi hışımla! Hemen ardında -Ohh be! Ben istemediğim sürece sen beni istediğin gibi yürütemezsin bakışı fırlattım anında. Kendimce kendimi rahatlatmış kötü papuçların zincirlerinden zor bela kurtulmuş gibiydim. Düğün zehir olmuştu o ayrı mesele tabi...  Dilediğimce oynayıp göbek atmaktan yoksun, boynu bükük, neşesi içine kaçmış, tıkanmış, etrafa küçük emrah bakışı fırlatan hatun formatındaydım resmen. İçimdeki şenliğin katili ayağımda ki papuçlardı. Eve doğru usul usul ilerlerken Conversleri tüz taban olan her nesneyi icad eden mucitlerimizden Allah razı olsun demişimdir. Eve varana dek belki 154578773 kez tekrar etmişimdir bu kelimeyi. İcad eden kişi günahkarsa bile şayet benim hayır duam sayesinde cennetin bi kapısı ona ayrılmış olabilir diye düşünüyorum.

Bu arada hala topuklular benim vazgeçilmezlerim, sevgililerim, herşeyim! Ne yaparsam yapayım ne acı çektirirse çektirsin, yine yalın ayak yürümeme neden, korkunç bakışlara maruz kalmama sebep olsa da vazgeçemiyorum, bırakamıyorum işte! Bu aşk değil midir sizce?

Haaa bide botlarımla, çzimelerimle hiç ayağım burkulmadan, sağa sola, derime değmeden güle oynaya anlaşabiliyor yürüyebiliyor, hatta koşabiliyorum. Bende mi anormallik acep? Ne tuhafım yahu! Kocaman bir şaşkınlıkla bakıyorum kendime. Kendim? Kendi ?. Şeker şeker :P

2 Kasım 2010 Salı

Ben yine o nadir insanlardan biriyim! / Aşkın içine sıçma sendromu!

   "Dost" nedir? Diye kendi kendime sorar oldum şu bi kaç haftalarda.. Öyle karmaşık, öyle bilinçsiz öyle sıradışı hallerdeyim ki, ne yapacağımı ne söyleyeceğimi hatta elimi ayağımı nereye koyacağımı dahi şaşırır oldum... Bu düşünceye bile sapmış olmam, dost denen kavramı  inşa etme durumunda başarız olduğu mu simgeler mi ?


        Zor zamanlar geçiriyor. Daha 4 aylık evli. Ve evliliğinde şiddet mutsuzluk açlık diz boyu. Bu süre zarfında her zaman yanında olmaya çalıştım, dertlerini dinledim. Yol göstermeye çalıştım. Bu 4 ay boyunca kol kanat geldim yanında oldum. Çünkü biliyordum ki, yaşadıkları kolay şeyler olmadığı için, sağlıksız düşüncelere, kararlara sapabilme duygusu uyanabilirdi onda.( ve kahretsin ki korktuğum başıma geldi!) Evlenmeden önce sorunları vardı yine, ben bunu göruyor üstüne basa basa evlenme demiştim.
Ama aşkın gözü kördür derler ya hakikatende öyle kör, sağır ve dilsiz kılıyor bu duygu insanı. Onun hakkında duyacağın kötü sözlere kulaklarını tıkıyor, sergildiği davranışlara dilsiz görmeyen gözlerle baka kalıyorsun. Ve o aşkın büyüsü kaybolduğunda "ben ne yaptım?" diyorsun. İşte böyle dipsiz bir kuyu da, cebelleşiyorsun tek başına.

Şimdi ise eski aşkına dönme isteği uyandı bu çok sevdiğim insanda. O da evlenmiş belkide mutluluk tohumları saçmaya başlamıştır. -Kim bilir ki ? Belkide mutsuzdur, belki beni yeniden görse bana döner. Diye düşünceler beynini kemiriyor. Ve bunu benim yapmamı istiyor. Evet onun eski aşkıyla ben iletişime geçicem, ben konuşucam, ben onu ona dönmeye ikna edicem. Ben, ben ben! Üstelik bu kişide evli, evinde eşiyle belki mutlu, belki mutluluklarına mutluluk getirecek bi çocuk dünyaya getirecekler, hatta belki gün sayıyorlar bu mutluluk için. İtiraz edip bunları ona söylediğimde ise, "anlatma sus! Deşme yaramı böyle olmayacak görüceksin. Senden sadece bunu istiyorum" dedi. Biliyorum ki, bunu yapmazsam hayatı boyunca benimle konuşmayacak, yüzüme bakmayacak sen iyi bir dost değilsin sözleriyle beni küçülttükçe küçültecek. Ve yıllardır süren dostluğumuz kirlenmiş yırtılmış bir elbise gibi soluğu çöp konteynır'ında alıcaktı. Ben sağlıklı düşünemediğini bildiğim için usulca tamam yapıcam diyip onu oyalıyorum. Sürekli arıyor soruyor neden yapmadın diyor.Son konuşmamız da "Kırk yılda senden bişi istedim onuda hala gerçekleştiremedin. Beni sende yalnız bırakma, yanımda olmana ihityacım var" diyip kapadı telefonu.

          Ben ise bunu yapmama kararı aldım kendimce. İşte bu yüzden vicdan muhasebesi yapmaya başladım ya, sürekli arıyor arıyor açmıyorum. Her defasında. Belkide açıp söylemeliyim açık açık! Ve bunu yapacağım en son, biliyorum. Çünkü kaçmamın sonu yok. Ama belkide o anlamalıydı yapmak istemediğimi. Her gözlerine baktığımda yapmamalıyız dercesine baktığımı görmeliydi belki. Şimdi soruyorum sevgili blogum / insanlar dostlar, "Ben kötü bir dost muyum ?" Biri bana bunu söylesin, yoksa kendi içimde kendi kendimi yiyip bitirip, hırpalamaya devam edeceğim!!  Yine aranıyorum..

1 Kasım 2010 Pazartesi

Anasını satayım! Çok özlemişim seni lan :(



Arının çiçeğe kavuşması gibi, Jensen Ackles'i capcanlı karşında görmek( sanki bi kaç defa görmüşümde :P), yada uzun bir aradan sonra çikolatanın o eşsiz tadı damağınla buluşması,yada yeniden aşık olmuş gibi mutluyum mutlu!! :)

Uzun bir aradan sonra yeni bir blog, yeni bir tema ve yeni hayatlarla buralarda olup kendi adıma bişiler karalamak olmam, beni cezbediyor. İçim kıpır kıpır, dolu dolu.. Sanki 70 yaşından sonra, tekrar genç olmak gibi bi mutluluk lan bu. Meğersem ben seni ne kadar arıyor ne kadar özlüyormuşum bloğum :( Zira uzun zamandır ne yazabiliyor, nede içimden bişiler fısıldamak geliyordu. Bundan böyle blogum seninle uzun, hasretsiz, mesafesiz günler bizi beklemekte. Seninle her zaman konuşup sana bişiler fısıldamak sırlarımı dökmek beni rahatlatacaktır. Çünkü biliyorum ki çok sadık bir blogsun.

Şimdilik seni öpüyor bol bol kucaklıyor ve gidiyorum. Amma merak etme. Bundan sonra her defasında sana fısıldayıp "Yeter ulan! Ümüğümü sıktın " dedirtecek yeni bir arkadaşa sahipsin..

Seni öperim, severim mıncıklarım yirim :))