8 Temmuz 2012 Pazar

Volkswagen Beetle ile Tatil Aşkına





          


            Ceceli'nin bu parçası eşliğinde trafiği felç etmek istiyorum yahu.. Hoş trafik kazasın dan kıl payı kurtulan ben, -sütten ağzım yanmadı- dercesine bu parça ısrarla trafiğe akın etmem için beni teşvik ediyor. Aslında evet parça değil klip beni baştan çıkardı diyebilirim. Ve şunu söylemeden  geçemeyeceğim canlarım, müzik klibinden çok araba reklamı gibi olmuş yahu. Boy boy çeşit çeşit arabalar arasında bir iki tanesinin göze hitap etmesi, "milyonda bir" sözünü beynimde çakıştırdı resmen. Reklamcılar cecelinin klibinden esinlenerek icraata geçebilirler bence. Çaktırmadan bir kaç tüyo vermiş olduk burdan ıhhım ıhhhım :P Araba demişken, normalde araba tutkunu biri değilim. Ama hemen sol tarafta görmüş olduğunuz şeker mi şeker rengi olan, tatlılığı ile beni tavlayan Volkswagen Beetle az biraz çekiştirmek istiyorum. Resmen beni cezbetti yahu. Yaz aylarında cıvıl cıvıl renkler ile tatlı bir uyum olsun isteriz hani, rengarenk sandaletler, elbiseler, bileklikler ile gökkkuşağı rengine bürünürüz. Hepsiciğinden ferargat edip sadece Beetle aşki ile doldum bu yaz..

        Yaz dendi mi direk sahil, kum, güneş tatill  akla gelir hemen. Bu yaz kuş adasına gitmeyi planlıyoruz ailecek. Babacığımın işleri hal olunca kaçıyoruz bu şehirden hahhhaayyytt.. Zira yazın adana cehennem gibi. Geçen sene kuzenlerle akın etmiştik. Hatta biz tatile gidelim diye hazırlık yaparken sevgili kuzenceğizim arabayı ele geçirme planları kuruyormuş meğersem. Her neyse, tatile gitmek için yığınlarca kıyafet ile bavulumuzu taciz etmiş durumdaydık. Tıkaya tıkaya patlattık anasını satayım. Erkekler bi kaç parça eşya yeterli bulurken, biz bayanlar için aynı durum söz konusu bile olamaz. Yolda ise nasıl bir enerji ile dolduysak yolculuk boyunca bir gram uykumuz bile gelmedi. Son ses müzik ile araç değil, sahnedeymiş gibi parçalara bağra bağıra eşlik eden bizler, kilometrelerce yolda mola verip yemek yerken muzurluk yapan hallerimizle yolculuğun leziz doruğuna ulaşmanın gerçekten paha biçilemez bir durum olduğunu anlamıştık. Özellikle Beetle ile yolculuk yapmak ohhhhhh kebap kebap... 


Gerçi biz yolda çiğ köfte yemiştik, hem altımızda Beetle değil, Ford Focus vardı. Zaten müthiş bir anı yaşamak için illa fiyakalı birşey olması değil, fiyakalı insanların olması yeterli.







Amaa Beetle  hayır demem yani :P Şunun tatlılığına, çekiciliğine, sempatikliğine bakın yahuu.. Mıncıklayasım geliyor bu demir adamı, nasıl mıncıklayacaksam artık.. Ben bu yazımı yazarken tatile gitmek için hazırlık yapanlar vardır şimdi, burdan onlara benim için de bir kaç kulaç, bi kaç kez dalış ve kızgın kumlarda serinlemenin tadına varın canlarım demek istiyorum. Bizim gitmemiz zaman alıcak gibi.                                                                                                                                                                              

16 Şubat 2012 Perşembe

Yalın Ayak Aşk...



Eğer farkedersem,
Kendim dahi bunu kabullenirsem
Kendime "yazık" edercesine seveceğim seni..
O zaman da görmezsen anlamazsan aciz halimi
Avuç dolusu ağız dolusu sitem dökülür dudaklarımdan,
İçi boş olan kadehlere..
Şarap niyetine,
İçercesine boşalt kadehini.
Ve sonra geç otur karşıma,
İzle beni, yarattığın eseri..
Gör beni tükürürcesine seni nasıl sevdiğimi.
Gördüğün siluetin sana ait olmadığını bile bile..
Sana kusarcasına.

Şehirler gibi,
İnsanlar gibi,
Defolu duygular gibi,
Rüzgara esir olmuş yaprak gibi,
Bana uzattığın o "yorgun" ellerin..
Ve boş bakan iki çift göz,
Dudağına sinen yüzlerce kadının kokusu gibi,   
Eksik ve yorgun.. 

Kendime kusarcasına seveceğim seni..
Yinede anlamazsan aciz halimi, 
Silerim o masumiyetimi..



Şarkımız

13 Ocak 2012 Cuma

Bitirilmişliklerden.




Bazen bir dostluğu bitirmek, o çok sevdiğin şehri, aşık olduğun sevgiliyi,
 terk etmek kadar zor gelir insana...

**

Uykum geldiği zaman yatağa girince neden uçup yerini uçsuz bucaksız sorulara devreder ki? 
Uyuyacaktık oysa sabaha kadar, delicesine.

3 Ocak 2012 Salı

Kader, ağlarına gemici düğümü atmaya geldim.



Veeee bu muhteşem yılın ilk yazısını yazma şerefine de nail olmuş olduk efendim.. Güzel görkemli bir yıldan sonra yeni yıla pek alışamasak ta zamanla kaynaşacağımız dan eminim.. Şaka bir yana da hala 2011 de olduğumuzu düşünüyorum, bırak düşünmeyi onu hala unutmadım.. Her an karşıma çıkıyor velet. Seni özlemeyeceğim 2011 arkana bakmadan çekip gittiğin içinde ayrıca teşekkür ederim.

Bu parçayı dinlemişsinizdir mutlaka, durun yahu parçadan söz etmeyeceğim. Marc Anthony  ele almak istiyorum. Bu Marc o Marc mı anlamış değilim.  Lopez ile evli iken bildiğiniz Michael Jackson un ikinci vakkasıydı . Ayrıldıktan sonra bu klipte nasıl bir çekicilik nasıl bir özgüven, nasıl bir karizma olmuş anlayamadım. Yani sırf  Marc izlemek için gözümü ekrandan alamayıp abartısız otuz kez izledim sanırım. Yıkılmadım ayaktayım demeye mi çalışıyor acaba? Lopez e inceden mesaj mı veriyor, bak oda olabilir :P


Bu arada bu yılın ilk günlerin de en yakın arkadaşım ile tartıştık. Aramıza soğukluk girdi, atlatırız diye düşünüyorum. Ama arada ciddi bir güven problemi söz konusu. Güven bütün ilişkilerin bel kemiği gibidir. Biraz zarar gördü mü daha doğrulamıyor, doğrulmaya çalışınca etkisini sezdirmeyi unutmuyor.. Tartışmaya sebebiyet kendisi idi, ben ise fazla büyüttüm sanırım. Ama dayanamıyorum! En ufak bir güven kuşkusu olursa nasıl dostum diyebilirim ki?

Bazen düşünüyorum da biz kendimizi fazla önemli fazlası ile özel hisddediyoruz. Yani hepimiz bize bahşedilen hayatı bizim için biçilmiş hikayeleri yaşıyoruz sonuçta. Buna biz karar veremiyor olaylar ise tamamen bizim dışımızda gelişiyor. Ne kadar engel olmaya çalışsak dirensek te başarılı olamıyoruz.

O halde bize biçilmiş olan kesitleri yaşıyorsak iyi kötü olmanın, kurt veya kuzu olmanın, merhametli ya da acımasız,  sığ ya da derin, mürekkep veya kömür olmanın sıcak ya da soğuk, başarılı başarısız olmanın içten ve ya yapmacık, zengin veya fakir olmanın pek bir önemi olmaması lazım. Sonuçta kurt veya kuzu olmak bir marifet değil ne yazık ki. İyi mi kötü mü olacağımız önceden belliydi. Bu hayata geldiğimizde nasıl kodlandıysak öyle işleniyor uz. 

Oysa herşey basit olsaydı, daha fazla güzelleşebilirdik belkide. 
İçimizde ki pencere bazen açık kalır, cereyan yapar. Sessiz bir fırtına belirginleşir. O fırtınada bir yaprak gibi savrulurken, derinliğimiz de tutunacak bir dal ararız . O soğuk boşlukta. Dal bulamayınca o boşluğa sarılırız bizde, ısınabilmek için, basit bir sebep için. Onu da bize biçilmiş olan çerçevede kabul ederiz...

Demem o ki insanız ya, aslında hepimiz zeytin ezmesiyiz ! 
Canım çekti bak...

20 Aralık 2011 Salı

2012 Duy Sesimi!

Sevgili 2012 sana sesleniyorum bebişim, duyor musun? Umarım tıkaçlar engel olmuyordur! Bak şimdiden hesabımızı yapalım oturalım konuşalım uzlaşalım bir güzel seninle, ballı lokmam.. Sen bana bir adım at ben sana koşarım anacım. Ama olurda bana yamuk yaparsan o zaman gerisini sen düşün. Evet bu tehtit içerikli bir msj. O yüzden ayağını denk almanı söylüyorum. Seni tarihin sayfalarına gömmemi istemiyorsan, ve eskimiş raflar da toz yığının da kaybolmak, unutulmak karamsarlık ile anılmak istemiyorsan, dediklerimi harfi harfine uygulamalısın.


1. Evren ile aramıza girmeyeceksin. Hiç bir şekilde ne olursa olsun saç baş birbirimize de girsek, karışmayacaksın. Senin bir etkenin olmamlı, 2011 baya karıştı olaylara sicili baya kabarık gamsızın. Temiz bir sicile sahip olmayı hangi yıl  istemez ki(?) Bak 2011 sana imrendi şimdiden. Çarşaf çarşaf gazeteler de boy göstermek istemezsin dimi? Cillop gibi rakamların kirlenmesin.  Afferin bende öyle düşünmüştüm.

2. Çok güzel bir rakam olabilirsin. Hatta beni etkileyip benim yılım olacağına dair bana göz kırpabilirsin. Beni tavlayabilirsin,beni baştan çıkarmak için herşeyi deneyeceğine eminim. Biliyorum bunu bütün dünya nufusuna yapıyorsun, yalnız değilim sende sadık değilsin, anlıyorum. Sana kanıp, kapılıp, seninle akabilirim zamana.. Ama şayet sana kapılırsam Tim Burtonun filmleri giibi leziz bir yıl istiyorum senden. Hayır madem bir ilişkiyi yaşayacağız seninle beni memnun etmenin yegane temeli bu olmalı! Her halükarda seninle olacağım zaten, ama her müesese de memnuniyet şart, unutma.

3.Hayallerime özellikle amaçlarıma saygılı olmalısın ( evren yine belirginleşir ). Hayallerime destek olmalı hatta en ufak bir engelde evrene yanlış sinyal vermelisin.,bunu yapabilirsin, evet.. Benim için bunu yapmalısın, ilişkimizi düşün.. Benimle 365 gün boyunca rüya gibi destansı bir maceraya adım atacaksan sorun olmamalı, kaprislerimi çekmek hoşuna gitmeyecektir, emin ol.. Kasılmaya gerek yok, rahatla.. Anaç duygulara sahip olduğunu düşünüyorum şimdiden, hatta içinde bir geyşa barındırdığını seziyorum. Evet beni etkilemiş oldun şimdiden pis playboyy.

Narsist olduğumu düşünme sakın, sadece kendim için kendime bişiler istemiyorum. Topluma faydalı bir vatandaş olabilmem için senden bunları istiyorum, anlıyor musun, anlatabiliyor muyum ? Bu arada seni de düşünüyorum merak etme, güzel görünmek istiyorsan herşeyden önce ben iyi olmalıyım.. Unutma iyi olmak istiyorsan evrene kulak asma, bizim ilişkimizi kıskanabilir engel teşkil edebilir bizim için. Bana fazlası ile gıcık olduğundan senden de haz almayacaktır. Bak hayat gittikçe zorlaşıyor, bunlarla baş ederim diyorsan buyur gel gir hayatıma, otur tahtıma. Yerin her daim hazır yafru ceylanım. Sen geldin de ben mi seni kabul etmedim?  Ama edepli gelmeyi unutma, yanında azcık heycan ve huzur barındır... Sürprizleri pek sevmem, ama tatlı sürprizlere ise hayır demem. Şansım, yani sen yaver gidersen seni başıma taç ederim, yok olmazsan yere pas pas ederim. Bunu düşün. Geleceksen de öyle gel, nokta.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Geçmişten Bir Gölge


Biri vardı, sadece biri denilecek kadar sıradan biri değildi.. Daha fazlasıydı, adını konduramadığım kondurduğum an yetersiz kalan-dı.. Derin gözleri vardı, baktığın zaman içinde fırtınalar kopartan, ama bir yandan da tarifsiz bir huzur veren, derinliklerine alıp saklayan... Sanırsın ki gökyüzünü gözlerinin içine saklamış, sonsuzluğu vadeden güneş gibi. Evet benim için güneş o göz kapaklarının altında doğardı, o "ela" gözlerinde sevgili...

Kaç kez "O" gözlerde kaybolmayı hayal etmek...

Kaybolmak... Tıpkı gökyüzünde ki yıldızların gecenin o delice karanlığında ordayım diye göz kırpıp sabaha karşı siluetinden eser kalmamış gibi. Onun gibi arada kaybolmayı başarabilmeli insan, isteyebilmeli. Bir gram mecalin kalmadığı anlar da kurtarıcın olmalı bu kelime, icraata geçmeli.. Kim bilir belki Alice olursun bu serüvende. Ansızın Harikalar diyarında buluveirisin kendini... Ya da Hansel ve Gratel olmalı zaman zaman.. Bu yolda el ele badireleri, prangaları beraber atlatabilmeli..

Ve kaç kez hayal kırıklığına uğramak..

Ama bu masal da o hansel  bende gratel değildik. Ne o cesur olabildi, ne ben onu cesaretlendirmeye teşvik edebildim.. Ürkekti, masum bir çocuk gibiydi, kimseye hayır diyemecek kadar iyi kalpli, ama bizi yok edecek kadar aptaldı... Biz bu masalı mutlu sonla sonlandıramayan iki figurandık. Pek bişi yaşayamayan, ama  her daim göz göze gelindiği an dünyanın dönmekten vazgeçtiğini sanacak kadar saf.

Hem sevgili bak, ne demiş şair ;
Gidiyorum,geride yaşanmamış zamanları bırakarak; sende ürkekliğinle başbaşasın. Düşün,taşın. Hep tamamlanacak değil ya herşey bırak “bu aşk da yarım kalsın”..


2007 Anısından


22 Kasım 2011 Salı

Doctor Who nun Biricik Doctoru David Tennant









Eminim ki çoğunuz iskoçyalı aktör David Tennant a büyük bir hayranlık duyuyorsunuzdur.. Ben Davidciğimi çok değil yeni yeni keşfetmiş bulunuyorum malesef.. Geçen senelerde nazaran tv karşısında kanaldan kanala hoplayıp zıplarken rastalayıverdim bu şirinliğe.. Bu arada bir pazar gecesindeyiz, ve geceler o kadar mı uzun o kadar mı renksiz geçer yah.. Zaten oldum olası uzun gecelerden ve pazar günlerinden hoşlanmam.. Nedeni yoktur, ama geceler uzun olmama kaydı ile, ayh dur dur konu dağıldı.. İşte tam böyle bir gecede David benim kurtarıcım oldu, canım benim sanki benim için kamera karşısına gelmiş benim için oynuyor gibiydi. ( içimdeki ses; sen öyle san, tokat gibi ) Odaya poster asma, pazar günlerini sabırsızlıkla bekleme, beklemdiği taktirde netten izleme dürtüleri uyandırmıştı bende, bildiğiniz tipik bir ergen moduna sürüklenmiştim yani..

Doctor Who ilgi çekici fantastik bilim kurgu içerikli bir dizi.. Sıradışı tardisi, zaman lordu olması, kıvrak zekaya sahip, parmak şıklatmak kadar kolay şekilde zaman da yolculuk yapabilme ve  kendisine eşlik edecek birilerinin olması hikayenin en can alıcı noktasıdır. Şimdi ise bu büyülü yolculuğa artık David olmadan devam edeceğiz...  Zira son bölüm de "gitmek  istemiyorum" diye hüzünlü şekilde kendini ifade eden David, o halde görünce gözlerim dolmuştu.. Gitmek  istemeyen bir adamın çırpınışları ve arka fonda  gelen müzik.. İçimi delik deşik edip vucudum kevgire dönüp kan kaybından sıcaklığımı kaybettiğimi sandım o son dakikalar içinde.. -Kendine gel lan dizi bu alt tarafı- dediysemde vallahi tutamadım kendimi, üzüldüm.. Çünkü yerini  Matt Smith  devretti.. Ayrılmasının nedeni yazar kadrosundan Russel T.Davies ayrılınca kendisinin de ayrılması. Pok vardı dimi ayrıldın,  yazar için bizden vazgeçtin, fanlarının hiç mi önemi yoktu david, narsist david.. Şimdi ben bu şarkıları kime söyleyim, sen olmayınca Doktor Who nun tadı olmuyor, anladın mı David? Gidişin çok koydu taamm mı David? Bu serzenişlerim sanadır David!!

Meğersem David benim içime işlemiş, o benim lordummuş, benim için varolmuş, biz o tardisle fantastik bir geleceğe adım atacakmışız,  gitmemesi lazımmış, skdksdsdlasddd

O değilde Matt Smit  yerin de olmak istemezdim..Dizi ekibi fanların tacizindan dolayı Tennant tekrar dizi kadrosuna dahil edebilirlermiş.. Bu sadece söylenti fakat umarım gerçek olur.. Bu arada Matt papucun dama atılabilir canım, ee gelen gideni aratıyor bu kural hiç değişmiyor bebişim.. Ben şimdi böyle dedim diye bu kural ihlal edilirse varya bağışlamam lan kendimi.. Hoş evrende sırf kendimi bağışlamıyım diye bu kuralı ihlal eder, evet evren gıcık bana..